Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Sami Gamayel: Lübnan’ın zenginlikleri hükümet yetkilileri arasında adeta bir pasta gibi paylaştırılıyor | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan hükümetine karşı hemen hemen tek başına duran Kataib Partisi lideri, milletvekili Sami Gemayel, ülkesiyle ilgili özellikle iki alanda tehlike çanları çaldığına dikkat çekti. Bunları ekonomik çöküş ve Lübnan siyasetinin giderek İran eksenine kayması olarak sıraladı.

Gemayel, Şarku’l Avsat’la yaptığı röportajda, Lübnan hükümetinin savunma ve dışişleri alanlarındaki rolünü Hizbullah’a bırakarak ganimetlerin iktidar üyeleri arasında paylaştırmayla uğraştığını iddia etti.

Gemayel daha önce de Mişel Avn’ın seçilme yöntemiyle ilgili uyarılarda bulunarak Cumhurbaşkanı’nı Arap- İran ihtilafına taraf olarak görmeye başladıklarını belirtti.

Gemayel, Şarku’l Avsat’ın birçok başlıkta kendisine yönelttiği soruları cevapladı:

– Mevcut siyasi durumu nasıl okuyorsunuz?

Durum açık. Devlet egemenliğini giderek daha fazla terk ediyoruz. Ve her geçen gün devlet kararlarını yasa dışı silahları elinde bulunduran örgütlerle başka ülkelere rehin vermeye yöneliyoruz. Bu durum 10 yıldan beri böyle. Veto hakkından tek taraflı karar almaya geçtik. Bugün ise fikir alışverişinde bulunmak yerine kararlar tek taraflı alınıyor. İşte ülkede aşama aşama olan budur. 2008 Doha konferansında veto hakkını aldık. 2015- 2016 yıllarında Mişel Avn’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle tek taraflı karar aldık. Denklem şöyle oldu: Biz karar alıyoruz, siz uyguluyorsunuz. Önümüzdeki seçimlerde çoğunluğu alırlarsa ki büyük olasılıkla alacaklar. Zira kanun bu şekilde yapılmış. Düzen şöyle olacak: Biz karar vereceğiz ama müzakerede bulunmayacağız. Mişel Avn’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi için onlarla anlaşmaya mecbur kaldılar ve hükümeti Hariri ve diğerlerine verdiler. Burada mecliste çoğunluğun görüşünü almadan tek taraflı olarak verilmiş bir karar var.

– Tek başına kararlar alınıyor derken özellikle kimi kastediyorsunuz?

Hizbullah’ı kastediyorum.

– Bu yasa çerçevesinde Lübnan’da seçim nasıl kazanılabilir sizce? İhtimaller nedir?

Seçim yarışına girmesi mümkün olmayan Şii bölgeler haricindeki yerlerde göreceli temsile dayalı seçim tam gaz yol alacak. Çaba göstereceğiz. Ancak burada karşımıza bir zorluk çıkıyor. O da silah baskısı.

– Siz hemen hemen Lübnan’daki tek muhalif oluşumsunuz. Kiminle savaşacaksınız?

Biz siyasi otoriteye karşı bir savaşa gireceğiz. Ülkedeki sorun sadece egemenlikle ilgili değil. Özgürlüklerle ilgili sorunlar olduğu gibi ekonomi ve yönetim alanında da pek çok sorun var. Burada sorun sadece Hizbullah’la da ilgili değil. Bu konuda sorumluluk Lübnan devletinin ipleri başkalarının eline teslim eden tüm gruplardadır. Onlar siyasetleriyle ülkeyi bu hale getirdiler. Siyasi ve ekonomik sorunlardan kim sorumlu? Hizbullah’ın himayesinde ve kontrolünde olanlar ülkenin iç meselelerini yönetiyorlar. İşte Lübnan içindeki yolsuzluk, ahlaksızlık ve iktisadi çöküş gibi sorunlardan onlar sorumlular.

– Siz diğer gruplarla iletişimde bir çatlak olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bu dönemde “Kuvvetler” size en yakın grup olabilecekken aranızda nasıl bir sorun var?

Bizim tutumumuz açıktır. İktidara karşı bir savaşa giriyoruz. Lübnan Kuvvetleri ise iktidarla ilişkilerini geliştirme peşinde. Bizim konumuz bu değil. Onlarla ortak bir savaşa girmemiz için aynı frekansta olmamız gerekir.

– Devlet idaresi yöntemini nasıl görüyorsunuz? Hükümet ile kurumlar arasındaki ilişkilere nasıl bakıyorsunuz?

Bugün devlet idaresi kirli kazançlarla elde edilmiş geliri paylaşımla meşgul. Devlete bütün parçaları pay edilecek pasta muamelesi yapıyorlar. Tayinler, anlaşmalar, günlük dosyalar hatta seyahatler de bunların içinde. Devletin çöküşü hiçbir şekilde dikkate alınmıyor. 75 milyon dolar borcumuz var. Bütçe açığı yılda 5 milyon dolar. Kamu borcu milli gelirin yüzde 140’ına eşdeğer duruma ulaştı. Dolayısıyla bütün göstergeler kırmızı alarm veriyor. Bu durum yoksulluk ve işsizlik oranını da artırıyor. Kemer sıkma politikası yerine yatırımları çekmeye, şu andaki durumumuzu düzeltmeye ve iflas etmemek için yıllık açığımızı kapatmaya çalışıyoruz. Harcamaları artırınca bütçe açığını da artırmış oluyorlar. Örneğin Fransa’nın bile kullanmadığı 120 milyon dolarlık gereksiz biyometrik kartı alıyorlar. Ülke ekonomisi çökmek üzereyken 120 milyon dolar harcamaktan utanmıyorlar. Bu onların hiçbir sorumluluk taşımadıklarına dair somut bir delildir. Çünkü onlar için yolsuzluk her şeyden daha önemlidir. Onlar elektrik üreten enerji gemisi kiraladıklarında ya da kiralamaya niyet ettiklerinde bize maliyeti satın alma maliyetinin iki katı oluyor! Yani böylelikle sen mali bir anlaşma mı yapmış oluyorsun! Bu aç gözlülük. Ve kesinlikle çok sayıda soru işareti barındırıyor. İnsanlara ahlaki bir devrim yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Bu yozlaşmış otoriteden kurtulup bağımsızlıklarını ilan etmeliler. Onlar her türlü yolsuzluğu ve suçu rahatça işlemelerini sağlayacak olan halkın kendilerine yeşil ışık yakması için tüm fedakârlığı yapmaya hazırlar.

– Hizbullah’ın nüfuzuna karşı listeniz nasıl olacak?

Lübnan’ın tüm bölgelerinde bizimle bu savaşa hazır olan herkesle ortak düzenlemeler yapıp güçlerimizi birleştireceğiz. Bizim yanımızda yer alabilecek her grupla iletişim halindeyiz. Ayrıca Lübnan’daki tüm çevrelerden aday listesi hazırlamanın eşiğindeyiz.

– İktidar ekibi 6 Mayıs 2018’den sonra çoğunluğa ulaşmayı başarırsa ülkenin seyri nasıl olacak?

Tehlikeli. Hizbullah başarır ve parlamentoda çoğunluğunu kazanırsa Irak’ta olduğu gibi silahlı gücünü yasallaştırmaya başlayacaktır. Lübnan’ı kontrol altına almak için bir dizi programla ilerleyecektir.

– Bu Arap dünyası ve diğer ülkelerle ilişkileriniz açısından ne anlama geliyor?

Biz ilk günden bu yana bu konuyla ilgili uyarılarda bulunuyoruz. Bu temel üzerine Cumhurbaşkanı’nın seçilmesine karşı çıktık. Cumhurbaşkanı Arap devletlerine karşı İran- Arap çatışmasında taraf olursa Lübnan bu bedeli ödeyecektir dedik. Bu nedenle silah mevzuatına ek olarak onun seçilmesine de karşı çıktık. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra gerçekleşen bu süreci öngördük. Lübnan’ı çatışmadan uzak tutacak, tarafsız bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var dediğimizde haklıydık. Bugün Lübnan’ı Arap ülkeleriyle gergin durumda görmekten dolayı üzgünüz. Lübnan ordusuna ve Lübnan’a sunulan tüm yardımlar durduruldu. Lübnan kendini sıkıntılı bir duruma soktu. Ayrıca yasadışı silahların devlet tarafından resmen kabul edilmesinden sonra Lübnan içeride büyük sorunlarla yüz yüze geldi.

– Hizbullah’ın dış siyasete müdahaleleri Lübnan’ı nasıl etkiledi?

Maalesef bizim defalarca uyardığımız gibi Lübnan yavaş yavaş Hizbullah’ın etkisi altına giriyor.

– Hizbullah Suriye’deki savaşta konumu neticesinde Lübnan’ı radikal tehlikelerden uzaklaştırmada başarılı olduğunu düşünüyor…
Biz Lübnan ordusunun ülkeyi radikalizm tehlikesinden korumaya muktedir olduğunu düşünüyoruz. Cerud Arsel’de teröristlerle yaptığı mücadelede ordu bunu kanıtladı. Ordu bu savaşta teröristlerle savaşabildiğini göstermiş oldu. Ordunun kendisine ders verilmeye ihtiyacı yok. Ancak ordunun bu zaferi kutlaması hiçbir açıklama yapılmadan Beyrut tarafından men edildi.

– Girdiğiniz bu seçim savaşına ilişkin iyimser misiniz yoksa kötümser mi?

Ben daima iyimserim. Çünkü Lübnan halkının iyi ile kötüyü ayırt edecek bir temyiz gücüne sahip olduğunu düşünüyorum. Umarız kampanyamızda özgür bırakılırız. Daha önce benim başıma ya da Marcel Ghanem’in başına gelen baskılarla karşılaşmayız. Bu konuda Lübnan halkını suçlayamazsınız. Zira halkın ulaştığı nokta otoritenin bakış açısı oluyor. Özgürce oy kullanan herkes bir şekilde susturulup bastırılıyor. Marcel Ghanem’in başına gelenler basit bir şey değil. Böylesi durumlar basını sınırlandırıyor ve korkutuyor. Ben korkmuyorum ancak diğer muhalifler beni mahkeme önünde gördüklerinde konuşmaktan korkabilirler. Diğer sıradan vatandaşlara gelince, onlar da görüşlerini sosyal medya aracılığıyla belirtmekten kaçınabilirler. Bu durum Lübnan’ın hedeflerinin önünde bir yıldırma politikası olarak durmaktadır.

– İktidar koalisyonunu doğal ve mantıklı buluyor musunuz?

Onlar bir çıkar grubu. Hepsi siyasi görüşlerini ve ilkelerini çıkarları uğruna terk etmişler. Ne siyaset ne de dış politikalarıyla ilgili konuşuyorlar. Bugün Lübnan hükümetinin siyasi ve dış politikayla ilgili bir görüşü yok. Bu konu Hizbullah’a devredildi. O karar veriyor ve belirliyor. Onlar kalkınma işleriyle sorumlu belediye meclisi gibi davranıyorlar. Ancak bunda bile başarısız oluyorlar. Hasan Nasrallah bölgedeki gelişmelerle ilgili konuştuğunda ertesi gün Bakanlar bir araya gelir. Ama hiç kimse Nasrallah’ın konuştuğu konulara değinmez. Askeri yetkililerin Güney Lübnan’a gitmesi ve oradaki durumu anlamak için görüşmeler yapmasıyla ilgili de görüş beyan edilmez. Lübnan hükümetinin bu konuda bir tutumu yok. Bu da Lübnan devletinin egemenlik haklarından ve savunma rolünden tamamen vazgeçtiğinin bir kanıtı.