Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Sert söylemler ve İran’a karşı koymak | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İran’ın üzerindeki çember daralıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husileri silahlandırdığına dair İran’ı suçlayan bir rapor yayınladı. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, geçtiğimiz Perşembe günü, ABD askeri üslerinden birisinde bir basın toplantısı düzenledi. Haley, söz konusu basın toplantısında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) hedef alan silah ve balistik füze desteği konusunda İran rejimini açık bir şekilde suçlayan deliller sundu. Haley, diğer delillerle birlikte Riyad Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan füze parçalarını ilk kez dünyaya gösterdi.

İran Devrim Muhafızları’nın Yemen’deki askeri kolu olan Husiler üzerindeki çember daralıyor. Muhtelif ve değişik hacimdeki verilere göre bunu gerçekleştirme yolları farklılık arz etse bile Lübnan, Suriye ve Irak’taki İran milisleri de aynı sonla karşı karşıya kalacaklar. Fakat devlet dışındaki silahlar, uluslararası strateji çerçevesinde bertaraf edilecek.

ABD yönetimi, İran’ı suçlamak, bölgesel ve küresel güvenliğe ilişkin tehditlerini açıklamak için uluslararası koalisyona çağrıda bulundu. ABD yönetimi, İran’a karşı çatışmacı bir tutum sergileyerek terör, mezhepçilik ve kaos yanlısı İran tehlikesinin gerçeği konusunda batılı müttefiklerini ikna etmeye çalışıyor.

Bu durum, İran ile yapılan nükleer anlaşmaya ilişkin tutumundan sonra İran tehlikesinin farkında olan ABD yönetimi tarafından atılan yeni bir adımdır. ABD yönetimi, İran’ın bölgesel ve küresel düzlemde yıkıcı politikalarına ve kaotik stratejilerine karşı koymak için uluslararası bir koalisyon oluşturmaya çalışıyor. Bu çaba, ABD’nin ve bütün dünya ülkelerinin çıkarına olan bir eğilimdir. Birtakım geçici çıkarlar, bazı batılı ülkelerin İran’ın teşkil ettiği tehlikeyi görmesini engellese de artık uyanma vakti geldi.

İran projesi engellenip bu projeye küresel anlamda karşı konulduğu zaman Katar ve İran’ın civar ülkelerdeki terörü destekleyen bölgesel müttefiklerinin Müslüman Kardeşler, DEAŞ, Hizbullah ve Husiler gibi grupları ve terör örgütlerini desteklemeyi bırakmaktan başka seçenekleri kalmayacaktır.

Dünyada yeni bir uluslararası sisteme ulaşmak kolay bir durum değil. Vestfalya Antlaşması’ndan Milletler Cemiyeti ve BM’ye kadar birçok çekişme, çatışma ve savaş meydana geldi. İki dünya savaşı bunlardan birisidir. İran’a karşı koyup İran’ın uluslararası düzene yeniden boyun eğmesinin kolay olacağını düşünenler yanılıyorlar. Bugün dünyanın içinde bulunduğu barış ve istikrar, savaş ve acıların ürünüdür.

Nikki Haley’in basın toplantısında söylediği gibi İran’ın balistik füzeleri, Avrupa’daki bazı havalimanları için de tehlike arz ediyor. Aksine bu tehlike, bölge ve Arap devletlerinin yanı sıra Asya’nın doğusundaki başkentlere, Çin’in bazı şehirlerine, Orta Asya devletlerine ve Rusya’nın bazı kesimlerine kadar uzanıyor.

İran yöneticileri nasıl düşünüyor? Müslüman Kardeşler Örgütü’nün liderleri nasıl düşünüyor? Bütün siyasi İslam gruplarının liderleri nasıl düşünüyor? İdeolojik olarak hazırlandıkları kurtarıcıyı bekleyerek hedeflerini gerçekleştirmek için dini ve siyasi bakımdan yasak olan bütün silahları kullanarak siyasi hegemonya için daimi bir şekilde çatışmayı ve savaşmayı düşünüyorlar. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın dediği gibi bunlarla anlaşmaya varmak mümkün değil.

Dolayısıyla hızlı dönüşüm, bilinçsizlik, bilgisizlik, suçlamalar, devlet ve yönetimdeki şüpheler bunların hepsi, ister Sünni ister Şii olsun, siyasi İslam grup liderlerinin iyi kullandığı politik araç-gereçlerdir. Aynı zamanda bu politik araç-gereçler, neredeyse iki çelişkili söylem olan gerçek, teorik, fikirsel meydan okuma ve gücün çağrıştırdığı sert söylemlerle mağdur, hüzün, acı ve kırılgan söylemler arasında mantıksız ve sübjektif bir yapıya dönüşme becerisine sahiptir.

Bu söylemlerin köklerine bakıldığında, milliyetçi ve solcu söylemlerle hem Sünni hem de Şii siyasi İslam’ın söylemleri arasında bölgedeki büyük sorunlara karşı teamülde birçok benzerliğin olduğu gözlemlenir. Çünkü bu söylemler, her ne kadar aralarında farklılıklar ve çelişkiler görülse de benzer kaynaklardan ortaya çıkmaktadır.

Söz konusu söylemler, bugün yaşadığımız süreçte çelişkili tutumlar sergiliyor. Mantıki olarak haklı göstermenin imkânsız olduğu bu çelişkiler, önemli kriz anlarında kullanılan faydalı siyasi bir yöntemdir. Bu süreçte olanları anlamak için son derece önemli olan şu sorular ortaya atılabilir:

Niçin Filistinli gruplar, Filistin ve Kudüs davasının en büyük destekçisi olan Suudi Arabistan’a haksız ve görülmemiş bir şekilde kızgınlar? Niçin Husi milisler, Yemen’i tahrip ediyor? Niçin Katar, Husileri var gücüyle destekliyor? Siyasi, iktisadi ve askeri bakımdan İsrail hükümetiyle olan ilişkilerinde en büyük kaybeden taraf olduğu halde Türkiye, neden Katar’ı destekliyor?

Bazen çelişki, güç teşkil eder. İnsanların anlama acziyeti, bağlılıktan, cehaletten, kendilerine egemen olunmaktan ve zihinlerinin bağlandığı hislerden kaynaklanmaktadır. Bu, kolay değil, aksine etkili bir durumdur. Bu, Hitler, Mussolini ve başkalarının kullandığı bir yöntemdir. Bunun için Prens Muhammed bin Selman, Hamaney’i Hitler’e benzetti. Birtakım batılı devletler, bu durumu henüz anlamadı.

Sert Sünni söylemin en çirkin örneklerinden birisi olan DEAŞ’ı kim yok etti? Irak ve Suriye’de DEAŞ’ı yok etme kudreti kime verildi? Terör örgütü ve mezhepçi Haşdi Şabi’ye mi? Sert Şii söylemine mi? Yoksa Irak güçlerine ve uluslararası koalisyon saldırılarına mı? Veyahut Obama’nın kararsızlığına mı? Sonra sert söylemin, İran nüfuzunun ve genişlemenin apaçık örneğini teşkil eden Yemen’deki Husileri kim yok edecek?

Bu söylemleri ve attıkları sloganları araştırdığınız zaman hepsinin düşmanların yararına olduğunu, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Arap devletlerini sevindiren şeylerin onları üzdüğünü ve bu devletlerin güvenlik ve istikrarını sarsan şeylerin ise, onları sevindirdiğini göreceksiniz.

Durumların değişmesine ve bölgedeki güç dengelerinin yeniden düzenlenmesine üzülenler, açıkçası onlar, geçmiş durumlara bağlı olanlardır. Bu durum, tarihimiz, mirasımız ve kültürümüzdeki bütün güzellikleri zayi etti. Yıllardır Arap devletlerini tahrip eden ve halklarını parçalayan kural ve esasları onlar koydu. Bu kural ve esasların hepsi, bölgedeki krizleri besliyor, kişisel, parti ve ideolojik çıkarlar için kullanılıyordu.

Sonuç olarak uluslararası müttefiklerin yanı sıra Arap devletleri ve Müslüman ülkelerle birlikte Suudi Arabistan öncülüğünde bölgede büyük oluşumlar teşekkül etmektedir. Suudi Arabistan, daha iyi bir gelecek inşa etmek için geçmişteki dengeleri aşıp şu anki çalışmalarla birlikte bölgesel oyunun iplerini elinde tutmaya çalışıyor. İlgili herkesin bu hakikati keşfetmek için bütün dosyaları gözden geçirmesi gerekiyor.