Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Sevgi ve Düşmanlık Günlükleri 2: Kaddafi’nin İhvan’ı affı ve hükmün muhalifleri | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Kahire: Abdulsettar Hatayta

Uzun yıllar Muammer Kaddafi rejiminin, yalnızca icraatlarını destekleyen kişilerle sınırlı kaldığı ve Libya’nın iç ve dış siyasetinde değişikliğe gitmekten korktuklarına inanılırdı. Ancak dikkatli şekilde bakıldığında bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.

Yazı dizisinin İkinci bölümünün soruşturmaları ilk kez yayınlanan belgeler ve itiraflara dayanıyor ve Şarku’l Avsat Libyalı muhaliflerin geri dönüşüne kapı aralayan yollara ve İhvan ve diğer cemaatleri yönelik affın ayrıntılarına ışık tutuyor.

Seyfulislam Kaddafi’ye yakın adamlarından biri, operasyonun 2004 yılında dış istihbarat görevlilerinden, o dönem Libya BM temsilcisi olan Ebu Zeyd Darvede tarafından başlatıldığını söylüyor. Bu bilgileri Kaddafi Vakfı yetkililerinden olan Salih Abdüsselam da pekiştirdi. Kabile ve emniyet liderleri gerek muhaliflerin affına gerekse Libyalı mücahidlerin Afganistan’dan gizlilik içinde geri çağrılmasına işaret ettiler. Taliban döneminde Libyalı muhaliflerin Afganistan’dan çağrılma operasyonuna Seyfulislam’ın bir arkadaşı da katılmıştı.

Daha önce ayrıntıların bilinmeyen bu operasyonun tarihi 2001’e gidiyor. Müzakere heyetinde olan Seyfulislam’ın arkadaşı Trablus’un, Taliban lideri Molla Ömer’le henüz tamamlamadığı bir anlaşma yapmaya çalıştıklarını söyledi. Afganistan’daki Libya savaşçılarının teslim edilmesini talep ediyorlardı. Bunların içinde Abdülhakim Belhac, Sami el-Saidi ve Halid Şerif de bulunuyordu. Bu savaşçıların verilmesine karşılık Libya, Taliban hükümetini tanıma sözü vermişti. Ancak bu proje aynı yıl ABD’nin Afganistan’a savaş açmasıyla durduruldu.

Bu yıllarda Afganistan çok çalkantılı bir dönemden geçiyordu. 1979 yılının sonlarında ülke SSCB tarafından istila edilmişti. Bunun sonucunda Afgan dağlarında direniş başladı ve pek çok Arap ülkesinden Rus askerlerini kovmak üzerek mücahitler ülkeye gelmeye başladı. Ancak 1989 yılında Rus kuvvetleri Afganistan’dan ayrıldığında Arap ülkeleri burada savaşma kabiliyeti kazanan ve radikalleşen vatandaşlarının geri gelmesinden korkmaya başladılar. Onların içinden bazıları Kaddafi rejimiyle savaşmak için “Libya Mücadele Grubu” adıyla kurulan harekete katıldılar.

Taliban hükümetiyle yapılacak anlaşma için müzakere heyetinde olan Seyfulislam’ın yakın arkadaşı olayı şöyle anlatıyor: “Molla Ömer’le görüşmek için Kandehar’a gittik. Bizi önce Taliban hükümetinin Dışişleri Bakanı Ahmet Mütevekkil ve yardımcısı Molla Abdülcelil karşıladı. Ardından Molla Ömer geldi. Ondan Libya’nın Taliban’ı tanıması ve ekonomik projelere destek olması- ki bunların içinde Celalabad ile Kabil arasında yol yapımı da vardı -karşılığında Afganistan’da bulunan Libyalı savaşçıları teslim etmesini istedik.”

Seyfulislam’ın arkadaşı Molla Ömerle yaptıkları görüşmelerin atmosferi hakkında şunları söyledi: “Buluşmamız gerçekten garipti. Molla Ömer geldiği zaman yüksek bir seki üzerine oturdu. Molla Ömer çok konuşmadı daha çok Molla Abdülcelil bizimle konuştu. Daha sonra Molla Ömer “isteğinize bakacağız” dedi ve Libyalı savaşçılarla ilgili konuşmasını şöyle sürdürdü, “Onlar bizim misafirimiz. Ancak sizde bize önem veriyorsunuz. Bu nedenle sizler için sorun oluşturmasını istemiyoruz.”

Olayları anlatan Kaddafi’nin oğlunun yakın arkadaşına göre görüşme bir komisyon kurulmasına karar verilerek son buldu ve Molla Ömer, Libyalı savaşçılar ülkelerine döndüklerinde herhangi bir kötü muameleyle karşılaşmayacaklarına dair güvence de istedi. Seyfulislam’ın arkadaşı “Bu girişmi Libya devleti başlatmıştı ben de Seyfulislam’ın başkanlık ettiği heyetin içindeydim” dedi.

Anlaşmanın durdurulmasıyla ilgili olarak da şu açıklamalarda bulundu: “Anlaşmanın tamamlanması için bir kez daha Afganistan’a gidilmesi planlanıyordu ancak 11 Eylül olayları patlak verdi ardından Amerika Taliban hükümetini devirmek için Afganistan’a girdi. Buna rağmen Seyfulislam’ın arkadaşı ABD işgali başladıktan iki hafta sonra Afganistan’a gitti ve Kandahar, Celalabad ve Kabil’de Kaddafi Vakfı’nın Afgan halkına dağıttığı yardımları organize etti.

Ard arda gelişen olaylarla Taliban hükümeti unutulup gitti. Libyalı savaşçılar da onlarla birlikte saklandılar ve Arap Baharıyla birlikte yeniden ortaya çıktılar. Bu hızlı gelişmelerin ardından, Rusların ülkeden ayrılışlarını takiben Arap Afganların desteklediği bir grup Afganlı,Kuzey İttifakını kurdu. Bu grup Talibanla ihtilaf yaşıyordu. 9 Eylül 2001’de Ahmed Şah Mesud bomba düzeneği kurulmuş bir kamerayla suikasta uğrayınca bu eylemden Arap mücahidleri ittifakı sorumlu tutuldu. Libya yardım kafilesi de bu olaylardan sonra yardımlarını Kızılhaç’a devredip ülkeden ayrıldılar.

Seyfulislam’ın arkadaşının dediğine göre, Libyalılar üçüncü kez Afganistan’a gittiler. Zira Seyfulislam burada savaş sırasında iletişimin koptuğu Arap ailelere yardım amaçlı bir girişim başlattı. Burada Libya, Ürdün ve diğer ailelerden 120 kadar aileye yardım edildi.

Bu olayların bir sonucu olarak Batılı istihbarat servisleri Arap Afgan liderlerinin peşine düştüler ve tutuklayıp içlerinde meşhur Guantanamo’nun da olduğu hapislere attılar. Bazılarını kendi ülkelerine teslim etmek için anlaşma yaptılar. Bunların arasında aynı hapishanede radikal islamcılık meselesinden tutuklu bulunanlarla birlikte kalan Libya savaşçıları da vardı. Bu hapishanelerden biri kötü şöhretiyle bilinen Trablus’taki Ebu Selim hapishanesi idi.

Gözlemcilere göre Libya Savaşçıları Grubu, 1970’lerin başında ve 1980’lerde ülkeyi terk eden İhvan, solcu, milliyetçi ve Baasçı gruplar gibi tarihsel muhaliflerle karşılaştırıldığında Libya rejimini hedefleyen geç bir örgüt olarak sınıflandırılabilir. Bu örgütlerin çoğu yurtdışında parçalandı.

Fakat 1988’de Kaddafi, rejim muhalifleriyle yaşadığı ihtilafı ortadan kaldırmaya yönelik girişimlere başladı. Seyfulislam’ın sırlarını saklayan kişi “O yıl Kaddafi, kendisine karşı komplo kuran, onu öldürmeye çalışanları serbest bıraktı ve seyahat yasağı olanların yasaklarını kaldırdı. Kapıları açtı. Bu bir başlangıçtı”dedi.

İslamcılarla yaklaşık 14 sene süren anlaşmanın ikinci aşamasında iki uslup kullanıldı. Güvenlik yöntemi ve sivil yöntem. Emniyet güçleri sivil yöntem uyguladıklarını göstermek için birine ihtiyaç duyuyorlardı. Bu kişi 2004 yılında Libya BM temsilcisi olan Buzyid Durda olacaktı.(Şu an hapiste)

Kaddafi Vakfı’nın eski müdürlerinden Salih Abdüsselam da bu olayı teyit ederek şunları söyledi: “Libyalılardan saygı gören Üstat Dürda, devlet tarafından yurtdışındaki Libyalılarla iletişim kurmak üzere görevlendirildi. O sadece İhvanı Müslimin üzerinde yoğunlaşmayarak siyasi nedenlerle dışarıda olan tüm Libyalılarla ilgilendi.”

Diğer taraftan Seyfulislam’ın arkadaşı açıklamalarına şöyle devam etti: “ Dışarıda çeşitli liderle görüşmeler başladı. Bunlar içerisinde Ali Buzakuk, Nasir el- Mani, Ali Errişi ve Ahmed el-Kasir’de bulunuyordu. Üstat Dürda bunların dönmeleri için kolaylıklar sundu. Toplumsal mutabakatı sağlamak için işlerini kolaylaştırdı. Olay şu şekilde gerçekleşti: ‘ Durda, Libya’daki üst düzey güvenlik yetkilileriyle örneğin askeri istihbarat başkanı Senusi ve iç istihbarat şefi olan İltihami Halid ile yan yana olmak için 2005 yılından itibaren Dış istihbarat şefinin başkanı oldu. Orta Doğu’daki koşullar özellikle ABD’nin demokratik reform baskısı nedeniyle çok karmaşık görünüyor ve bölgedeki liderler Müslüman Kardeşler’in liderliğindeki muhalif gruplara Batının desteğinden korkuyorlardı.’

Bu sırada siyahi Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice ortaya çıktı. Rice’ın ismi Amerikan siyasetinin dayandığı “yaratıcı kaos” siyasetiyle yan yan anılır olmuştu. Bu yöntem Ortadoğu’daki muhalif örgütleri cesaretlendirdi. Öte yandan, Devrimci Komite liderlerinin çekincelerine rağmen, Kaddafi’nin güvenlik görevlilerinin eylemlerine büyük bir güven vardı. Ayrıca devlet hapishanelerde İslamcılarla görüşmeye başlamıştı.

Bu konuda Abdusselam, “Devrimci komitelerin bazı liderleri ve hatta bazı güvenlik aygıtları arasında çekince duyanların olduğunu” söyledi.

Ancak herşeye rağmen Durda, Abdullah Senusi ve İltihami gözetiminde bu yönde geniş çaplı bir diyalog başladı. Bu konuda içinde Afganistan’dan teslim alınan Libyalı savaşçıların da bulunduğu mahpuslarla diyalog kurmak üzere güvenlik kurulu oluşturuldu. Ancak El Kaide, Afganistan’daki merkezinden yaptığı açıklama ile bu girişimi neredeyse bozguna uğratacaktı. El Kaide Libya hapishanelerindeki İslamcılar için yapılan bu girişimi reddetti.

Bu konuda Abdüsselam şunları söyledi, “2007 sonlarında Afganistan’daki Libya Grubunun bazı liderleri ile birlikte El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri, bu grupların Kaide örgütünün bir parçası olduğunu açıkladı ve bu açıklama Libya’daki cezaevinde bulunan kişilere büyük bir baskı uyguladı.”

Abdüsselam açıklamalarına şöyle devam etti, “El Kaide’nin bu açıklaması dolaylı olarak bu konudaki çalışmaları sıkıntıya soktu. Çünkü Libya savaşçıları, Kaddafi Vakfı ve Emniyet Yetkilileri uzlaşma masasındaydılar.

Ancak Kaddafi Vakfı bu meşakkatli soruna hangi nedenle girdi?” Seyfulislam’ın sırlarını taşıyan arkadaşı bu soruya cevap olarak şöyle dedi, “O zamanlarda güvenlik kurumları bu konuyla ilgili çalışacakları bir garantör kuruma ihtayaç duyuyorlardı ki bu kurum Kaddafi Vakfı oldu. Bu görevi de o zamanlar vakfın icra müdürü olan Abdullah Salih’in kardeşi yürütüyordu.”

Diğer yandan Abdüsselam’ın açıklamalarına göre, Durda döneminde dışarıda başlayan barış projesi, daha sonra Libya hapishanelerinin içine de taşındı ki bu dönemde Kaddafi vakfı bu konuyla ilgilenmiyordu. Emniyet güçleri ve tutuklular arasında yapılan bir kaç oturumdan sonra masada bir güven oluşturulamadı. Sorun yeniden değerlendirildi ve güvenlik kurumlarıyla ilgisi olmayan bir kurumun gözetiminde görüşmelerin yürütülmesine karar verildİ. Bu bağlamda Kaddafi Vakfı ve mühendis Seyfulislam ile iletişime geçildi.

Abdusselam’a göre, Libya savaşçıları grubu başlangıçta İhvanı Müslimin rolünden memnun olmadılar. Oysa İslamcılar ile devlet arasında eski defterleri kapatan bir kutlama resmi olmasına rağmen. Seyfulislam Libya’daki İhvan liderlerinden Ali Sallabi ve Bilhac’ın ( Katar bağlantılı terör listesinde adları bulunuyor) 2011 yılında Kaddafi rejimini yıkmaya kalkıştıklarını açıkladı.

Eski rejimden bir tanık bu konuda şunları söyledi: “ İhvan’ın Libya’da hiçbir rolü olmadı, onlar devlet kurumlarında da yer almadılar. 2011’den sonra ortaya çıkan Libya İslami mücadele grubu LİFG’den de kimsenin yer almadığı gibi. Devrimin liderleri olarak olaylar sırasında bu kişileri yeniden tutukladık. İlk defa itiraf ediyorum ki, Şerif ve Saidi’yi şubat olaylarına katkıları olmamalarına rağmen hapse attık.”

Bilhac’a gelince o 20 Ağustos’ta Kaddafi’nin bürosunun olduğu Aziziye kapısında kaçmayı başardı. Abdüsselam açıklamalarına şöyle devam etti: “ Sallabi ise 2007’de görüşmeler başladığından beri hiç görüşmeye gelmedi. O hiçbir zaman zayıf bir unsur olmadı. Daha sonra onunla cezaevinde biraraya geldik. Onunla üç gün boyunca bu konuyu müzakere ettik. Sonunda gönülsüzce kabul etti. Ancak onun rolü sadece İslami mücadele grubuna ihtiyacı olan kitapları götürmekle sınırlı kaldı.

Öte yandan, devrimci komitelerin bazı liderleri gibi bazı eski muhafazakarlar, liberaller ya da İslamcılar ile uzlaşma ya da “güvenlik komitesi” nin prosedürleri hakkında şüpheleri vardı. Fakat Kaddafi, görünüşe göre çok geç olmasına rağmen yeni bir yoldan gitmeye karar vermişti.

Sevgi ve Düşmanlık Günlüğü 1: Seyfü’l İslam Kaddafi taraflarını birleştirme umudu