Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Siyaset bataklığı | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Gerçeğe ulaşmak için genellikle politikacıların sözlerini analiz etmeniz gerekir. Buna hâlihazırda İngiltere’de Başbakan Theresa May’in liderliğini yaptığı Muhafazakâr Parti içerisinde var olan şiddetli çekişmeyi ve aynı şekilde Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’yle Muhafazakâr Parti arasında meydana gelen mücadeleyi örnek gösterebiliriz. Görünüşte bu çekişme, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması (Brexit), bu sorunun nasıl çözülebileceği, ülkenin ve halkın çıkarının nasıl korunabileceği konusunda meydana gelen bir çatışmadır. Fakat aslında bu çekişme, kelimenin tam manasıyla iktidar mücadelesine dönüştü. Taraflar, Brexit meselesini rakiplerini ya da başbakanlık koltuğunda gözü olanları yere yıkmak için boks eldiveni olarak kullanmaya çalışıyor.

İngilizlerin AB’den ayrılma konusunda küçük bir katılımla oylama yaptığı 2016 yılındaki referandumdan bu yana Theresa May, Brexit yanlılarıyla karşıtları arasında meydana gelen şiddetli çatışma ortamında partisini kontrol etmek ve koltuğunu korumak için mücadele ediyor. May, geçen yıl erken seçim yapılmasına yönelik çağrı da dâhil olmak üzere her yolu denedi. Seçimler aracılığıyla konumunu sağlamlaştıracağını ve rakiplerini susturacağını düşündü. Fakat May, parlamentodaki sandalyeleri kaybederek daha da zayıfladı. Hatta bazı yorumcular, May’i “idam edilmeyi bekleyen kadın” olarak nitelendirdi ki bu ifade, bir ABD filminin isminden türetildi. Dün sona eren Muhafazakâr Parti’nin konferansında May ile önceki Dışişleri Bakanı Boris Johnson arasında bir tartışma meydana geldi. Johnson, AB ile çözüm planının iptal edilmesini ve Brexit’in uygulanmasını isteyen radikal kanada öncülük etmektedir.

Johnson’ın uzun süreden beri parti ve hükümet başkanlığına ulaşmayı hayal etmesi ironik bir durumdur. Geçtiğimiz haftalarda May’e karşı koordineli kampanyaya öncülük etti. Johnson, bu kampanyayı May’in Brexit politikasına karşı önceki gün ateşli bir konuşmayla taçlandırdı. Konuşmasının liderliğe ulaşmaya yönelik bir çalışma olup olmadığını soran gazetecilere ise Johnson, “Başbakan May’i koltuğundan uzaklaştırmak istemiyorum. Sadece önümüzdeki Mart ayının sonunda Brexit’in uygulanmasını garantilemek istiyorum” diyerek yanıt verdi. Aslında Johnson, Brexit yanlısı değildi. 2016 referandumundan önce Brexit yanlısı gruba dâhil oldu. O dönemde Johnson’ın Brexit’i önceki Başbakan David Cameron’un iktidarını yıkmaya yönelik bir fırsat olarak gördüğü ve liderlik konusunda mücadeleye hazırlandığı söylentileri yayıldı. Eğer doğruysa Johnson, o dönemde Brexit’i bir araç olarak kullandı. Ayrıca o, şu an parti içerisindeki mücadelesinde de bunu bir araç olarak kullanmaya devam ediyor. Johnson, May’in yıkılma anını bekliyor.

Parti içerisindeki anlaşmazlıkları sadece muhafazakârlar yaşamıyor. Aynı şekilde İşçi Partisi de Brexit’ten dolayı anlaşmazlıklarla yüzleşiyor. İşçi Partisi, May hükümetinin yıkılıp yakın bir zamanda genel seçimlerin yapılması halinde yeniden iktidara gelmek amacıyla önündeki bu fırsatı kaçırmamak için söz konusu anlaşmazlıkları bertaraf etmeye çalışıyor. Bu çerçevede İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, muhafazakârları zayıflatmak ve hükümeti düşürmek için Brexit’i bir araç olarak kullanıyor. Corbyn, parti içerisindeki güçlü bir grubun çağrılarını uzun süreden beri reddetmeye devam ediyor. Zira parti içerisindeki bu grup, AB ile anlaşmaya varmak için ikinci kez halk oylaması yapılmasını talep ediyor. Çünkü bu grup, Brexit’i bazı genç üyelerin şiddetli baskısının ardından istemeyerek onayladı. Corbyn yanlıları, itiraz etmelerinin sebebini şöyle açıklıyor: Referandum, Theresa May’in içinde bulunduğu krizden çıkmasına yardım edip Brexit meselesini çözeceğinden dolayı artan halk öfkesini yatıştırabilir.

Tüm bu hesaplarda koltuk ve iktidar oyunundaki siyasi çıkarların, İngiltere’nin ekonomisine dair artan endişelerin ve insanların kaygılarının önüne geçtiği görülüyor. Geleceğe yönelik ekonomik, ticari ve finansal ilişkileri düzenleyen bir anlaşma olmadan AB’den ayrılması halinde İngiltere’nin karşı karşıya kalacağı korkunç senaryolar var. İlgili taraflardan yayınlanan çeşitli raporlar, anlaşmaya varılmadan 29 Mart gününe ulaşıldığında İngiltere ekonomisinin, Londra piyasasının zarar göreceği ve İngiliz sterlininin sarsılacağı konusuna dikkat çekti. Yine İngiltere ile AB ülkeleri arasındaki uçak seferlerinin duracağı yönünde ikazlar yapıldı. Ayrıca hükümetin, kargaşaların ve gerginliklerin çıkmasını engellemek için büyük miktarda stoklama işlemine başvuracağı ifade edilmesine rağmen, gıda ve ilaçların azalmasına yol açacak şekilde ithalat ve ihracatın duracağı ifade edildi. İngiltere, gıda ihtiyacının yarısını ithal ediyor. Gıda ithalatının yüzde 70’ini ise AB ülkelerinden yapıyor.

Buna göre İngilizler, AB içerisinde seyahat etme özgürlüğünü de kaybedecekler. Öte yandan AB ülkelerinden gelen iş gücünün kaybedilmesi sonucu sağlık, tarım ve inşaat sektöründe küçülme meydana gelebilir. Yine üniversiteler ve araştırma merkezleri de AB bütçesinden elde ettikleri finansal desteğin kesilmesinden olumsuz etkilenecektir. 76’dan fazla belge, olumsuz etkilenebilecek alanları sıralayarak buna karşı koymak için senaryolar hazırlıyor.

Bugün İngiltere, geleceğini belirleyecek müzakerelerde adımlarının birbirine dolaştığı bir zamanda siyaset bataklığına giriyor. Politikacılar arasındaki çatışma ve çekişmelerde 2,5 yıldan fazla zamanın kaybedilmesinin ardından Theresa May, planını kabul etmeleri ya da kurtarılabilecekleri kurtarmak için ortada buluşma konusunda Avrupalı liderleri bu ay ikna etmeye çalışacak. Fakat İngiltere’de politikacılar arasındaki anlaşmazlıklar sorun olarak kalmaya devam edecek. Bu çıkmazdaki temel neden de politikacılar arasındaki anlaşmazlıklardır.