Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Soçi ve Cenevre arasında yırtılan Suriye | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Suriye’nin geleceğini nerede aramamız gerekiyor? ‘Garantör’ ülkelerin bu ayın 28’i ve 29’unda toplanacağı Soçi’de mi yoksa dokuzuncu toplantısı sefil bir başarısızlıkla sonuçlanan Cenevre’de mi? Sonuç olarak, Suriye’nin geleceğine kim karar verecek?

İki gün önce Sergey Lavrov ve Muhammed Cevad Zarif Moskova’da bir araya geldi. İki bakan, bir süredir Moskova’nın Suriye’de çözüme yönelik önemli kararların alınacağını söylediği Soçi Konferansı üzerine tartıştı. Ama Lavrov’un yorumları Moskova’nın Soçi’de biçtiğini Cenevre’de empoze etmek istediği anlaşıldı. yani üç garantörün (Rusya, İran ve Türkiye) Soçi’de karar verdiklerini Cenevre’de kabul edilmesi ve uluslararası meşruiyet kazanması gerektiği anlamına geliyor, zira Cenevre konferansları Birleşmiş Milletler himayesinde yapılıyor, dolayısıyla uluslararası meşruiyet kazanıyor.

Şurası kesin, Vlademir Putin Suriye’de çözüm süreceğine dahil olduğundan beri Cenevre, bir Mısır tiyatro sahnesindeymişçesine ‘kör, sağır ve dilsizi’ oynuyor. Bundan dolayıdır ki, ‘Suriye Yüksek Müzakere Heyeti’ geçen Çarşamba günü görüşmelerini sıklaştırarak, delegasyon başkanı Nasr El Hariri siyasi çözümün Birleşmiş Milletlerin 2254 sayılı kararı ve siyasi geçiş sorunu üzerine kurulu Cenevre sürecinden sapmasıyla ilgili kaygılarını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterich ve yardımcısı Jeffrey Feltman’na iletti.

Müzakere Heyetinin Soçi’de alınacak kararlardan önce davranarak Cenevre’de elde edilen kararların referans alınması gerekliliğini vurgulamak, süreçlerin bölünmesinin önüne geçmek ve Lavrov’un Beşar Esed’in geleceği ile ilgili müphem konuşmasından sonra ihtilaflı konu haline getirdiği siyasi geçişin bir yana itilmesini önlemek istediği açık.

Şarku’l-Avsat’a konuşan Müzakere Heyeti kaynakları, heyetin Soçi’nin Cenevre sürecine el koyarak uluslararası rolünün durdurulmasından duydukları endişeyi dile getirdi. Kaynaklar, Soçi ile Cenevre arasındaki farkın bariz olduğunu, Cenevre sürecinin BM 2254 kararına ve zamana dayalı siyasi geçişe odaklı çözüme dayandığını, Soçi konferansı ise, kaynaklara göre, Cenevre’nin rolünü elinden alarak iki sonuca götürdüğünü belirtti:

Birincisi, rejim ve müttefikleri için, Rus havacılığının desteğiyle yerdeki konumlarını (pozisyonlarını) iyileştirmek için gittikçe daha fazla alan sağlanarak, Suriye’de kontrol ettikleri toprağı %20’den azken şu an %55’in üstünde bir kontrol sağlamayı başardı. Bu kazanımlar DEAŞ’a karşı zafer kazanmayı sağlamaktan başka, bu kazanımlar Şam rejiminin defalarca Cenevre’den çekilmesine olanak sağladı.

İkincisi: Soçi konferansının amacının Suriye’de statükonun korunması veya ülkede durumların eskisine dönmesi olup olmadığı açık değil. Böyle bir şey Suriye rejimini kontrol eden ve istedikleri gibi yönlendiren İranlıların hedefi olabilir, ama Beşşar Esad’ın Suriye geleceğinde rolü olmadığını sürekli tekrarlayan Recep Tayip Erdoğan’ın hedefi değil, Vlademir Putin ise çözüme ve Suriye geleceğine yönelik her zaman değişik bir görüşü vardı.

Bu çerçevede, büyük kayıplarını açıklamak için Suriye rejiminin kullandığı ‘Faydalı Suriye’ teorisi Vlademir Putin’in teorisinden dolambaçlı bir çıkarımdan başka bir şey değil. Hatırlatmak babından söylüyorum, Rus askeri müdahelesi Eylül 2016 ayının sonunda başlamasına rağmen, Putin, Suriye’de tek çözümün, Suriye halkının birliğini koruyacak ve merkezi gücü tek bir Suriyeli oluşumda bulunmasını önleyecek federal yapı olduğunu, açıklayarak hem Suriyelileri hem diğerlerini şaşırtmıştır.

Putin, dört gerginliği azaltma bölgesini ilan ettiğinde bu dağılımın savunduğu federal yapıya uygun olduğu ve bu tür bir yapıya yol açabildiği açıktır. Krizin başından itibaren yapılanların tümünün federal bir Suriye’yi oluşturmak için politik ve çatışma hazırlığı olduğunu söylemek mübalağa olmaz. Putin ve Donald Trump’ın Hamburg’taki buluşmalarında bu konu üzerine hemfikir olmaları da bu savı güçlendirmektedir.

Bu prensip göz önüne bulundurularak Şam Gutası, Kalamun ve Tartus ve en sonunda Lazkiye’ye ulaşana dek, sürekli bombalanıyor. Şam’ın etrafına da İranlılar yerleştiriliyor. Ve bu prensipten yola çıkarak Rusya, İsrail’in Hizbullah’a gönderilen İran silah kafilelerini ve depolarını bombalamasına göz yumuyor, bundan başka, Putin ve Netanyahu Golan tepelerinin, Ürdün ve Suriye sınırlarına dek, sakin kalmasında hemfikir.

Türkiye kontrolünde olduğu varsayılan İdlib çevresinden kalkan İHA’ların Hmeymim hava üssünde Rus uçaklarını hedef alarak saldırmasından sonra rejim güçlerinin ve müttefiklerinin İdlib’de ilerlemesini protesto etmek için Ankara’nın Soçi konferansının arifesinde Rus ve İran büyükelçileri çağırması yukarıda anlatılan çerçevede anlaşılabilir. Türkiye’nin İdlib’de kontrolü sağlama çabası, Amerikalılar tarafından güçlü şekilde desteklenen ve yüz bin kişilik ordu oluşturan Kürtlerin, Afrin’den batıya doğru ilerleyerek İskenderun’a (Akdeniz sahiline) ulaşmalarını durdurmaya dayanmaktadır!

Ruslar, Hmeymim ve Tartus’ta süresiz olarak kalacaklarını açıkladı, Amerikalılar doğu Suriye’de yoğunlaştılar; Irak-Suriye sınırını izliyorlar ve İran’ın Suriye üzerinden Irak’tan Lübnan’a kadar olan hattı kesme kararlılığını tekrar tekrar dile getiriyorlar, İsrailliler, Golan’daki sınır şeridini korumak istiyor. Türkiye ise İdlib’deki nüfuz bölgesini koruma peşinde ve “faydalı Suriye”, Sünnileri Ghuta’dan göç ettirmeye zorlarken…

Putin ve Lavrov sürekli şu sözleri tekrarlıyor: Suriye geleceğine Suriye halkı karar verir!