Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Soçi’deki Hamidiye Çarşısı | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Vladimir Putin ve Erdoğan, Moskova’nın Soçi Konferansı’na yüklediği bütün umutların çökmesinden sonraki gün, yani çarşamba sabahı ne söyleyebilirlerdi ki? Büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirler mi? Elbette ki hayır… Konferan’sın sonuçlarından memnun olduklarını söylemekle yetindiler. Her ikisi de memnunlar… Fakat hangi sonuçtan söz ediyoruz? Gerçekten de memnun olmayı gerektirecek bir sonuç var mı? Eğer Konferans’ta ulaşılan sözde “Anayasa Komitesi” kurma fikrinden bahsediyorlarsa bilmelidirler ki Komite’nin ülke için yeni bir anayasa yapma gibi bir görevi olmayacak. Sergei Lavrov’un 30 Haziran 2012’deki Cenevre Konferansı’nın başlangıcından bu yana bozduğu siyasi geçiş sürecini canlandırabilir, bilakis anayasayı “reforma” ya da “değiştirmeye” tabi tutabilirdi. Buna rağmen Soçi’deki rejim delegasyonunun bunu dahi reddettiği söyleniyor. Onlara göre Komite’nin görevi anayasayı “tartışma”yı aşmamalıdır. Bu da işlevsiz tartışmalar yapmak için atölye çalışmaları yapmak demektir!

Moskova tarafından Astana’nın 8. görüşmelerine yüklenilen umudun yeni istasyonu Soçi Konferansı olabilirdi. Hatta sürmekte olan Suriye krizine bir çözümün temelini atacak çok önemli bir istasyon olabileceğini ileri sürmek abartılı değildi. Özellikle Putin aylar önce bu buluşmanın “Suriye Halkları Konferansı” olacağını ilan ettiğinde… Rusya Delegasyonu Başkanı Alexander Lavrentiev’in Konferans’ın yetersiz sonuçlarını duyurmak için ortaya çıktığı anda tüm bu umutlar çöktü: Üç başlık üzerinde ittifak sağlanmıştır. İlki Konferans’ın sonuç bildirgesidir. İkincisi; Anayasayı Tartışma Komitesi için adayların isimleri (sayı 150 olacak. Kendi aralarında herhangi bir uzlaşıya ulaşmanın imkânsız olduğu anlamına geldiği gibi bir 7 yıl da böyle geçecek demektir) ve son olarak da BM Suriye Özel Temsilcisi Stephane de Mistura’ya gidecek katılımcıların talepleri ki gerçek amacı Konferans’ın çalışmalarına uluslararası meşruiyet örtüsü vermek!

Moskova, Soçi Konferansı’na 1600 kişiyi davet ederek bu buluşmaya panoramik bir boyut kazandırmak istedi. Bunlardan 1511’i katıldı. Katılanların çoğunluğu Baas partisi, rejim taraftarları ve Moskova-Kahire platformlarıydı. Onlarca muhalefet grubu ve devrimci güç katılmayı reddetti. Kürt delegasyonu Soçi’yi boykot edeceklerini ilan etmişti. Zira Rusya ve Türkiye’yi Afrin’e saldırmayı kabul etmekle suçladılar!
Ankara durumunu kurtarmak için kendilerinin desteklediği muhalif kanattan 100 kişilik bir delegasyonu Soçi’ye gönderdi. Konferans’ın açılışı söz konusu heyetin Soçi’ye ulaşması beklendiği için gecikti. Ancak Heyet Başkanı Ahmed Tuma ve arkadaşları Soçi’deki havaalanına iniş yaptıktan hemen sonra Konferans’a katılmayı reddettiler ve Ankara’ya döndüler. Gerekçe olarak da Rusların kaldırmayı taahhüt ettiği rejimi sembolize eden bayrakların afişlerden sökülmemesini gösterdiler. Ancak Türkler esas şoku İskenderiye Kurtuluş Cephesi Başkanlığı yapan ve 2013’te Sünnilerin yaşadığı Banyas ve Beyda köylerinde, çoğunluğu kadın ve çocuk onlarca kişinin öldürüldüğü katliamda adı geçen bir kişinin (Mihraç Ural) takma isimle Konferans’a davet edildiğini öğrendiklerinde yaşadılar.

Ayrıca ABD, Avrupa ülkeleri ve hatta BM’nin Soçi’ye katılmayacağı doğrulandıktan sonra Konferans’ın başında Putin de farklı bir hayal kırıklığı yaşadı. Kendisi Soçi’yi Moskova’nın Suriye’de merkezi bir rol oynamasını sağlayacak uluslararası bir platforma dönüştürmek ve böylece bölgede nüfuzunu daha da artırmayı hedefliyordu. Bundan dolayı Konferans’ta kişisel olarak yer almama kararı aldı ve Sergey Lavrov’u kendisini temsil etmesi için görevlendirdi. Bu yüzden Mistura’nın oturumların başında yan salonda oturması dikkat çekti!

Tabii ki Moskova’nın bu karmaşıklıkların gölgesinde yapılan düzensiz bir Konferans’ın başarıya ulaşacağını nasıl tasavvur ettiğini anlamak mümkün değil. Zira katılan 1511 kişiden sadece 107’si yabancı muhaliflerden oluşuyordu ve geri kalanların tamamı rejim taraftarlarıydı. Daha da önemlisi böylesine sakat bir platform uzun süredir devam eden bölgesel ve uluslararası menfaatlerin kesiştiği kanlı bir sorunla uğraşacak ve başarılı mı olacaktı? Elbette ki bu mümkün değildi. Bu sorun görünüşte müttefik ancak birbirleriyle mücadele eden –Moskova-Tahran ve Tahran-Ankara arasında olduğu gibi- tarafların varlığından dolayı çetrefillidir. Savaşı durdurmada güya “güvence” olan bu üç başkent bunu yapamamıştır.

Lavrov, Putin adına konuşma yapmak için kürsüye çıktığında salonda karışıklık çıktı. Bazıları yüksek bir sesle Moskova’yı Suriyelileri öldürmekle suçladı. Diğerleri ise Rusya’nın müdahalesini alkışlıyorlardı ve Lavrov’un kahkahaları bu alkışlara karışmıştı. Haber ajanslarına göre en sonunda birisi şöyle bağırdı: Burası Suriye krizini çözmek için bir Konferans değil de sanki Hamidiye Çarşısı”

Soçi’nin sağladığı tek şey başı ve sonu açık olmayan bir Anayasa Komitesi’nin kurulacak olmasıdır. Rejimin destekçileri bunun değişikliği veya reformu kapsamayacak şekilde sadece “tartışma” sınırları içerisinde kalması gerektiğini düşünüyorlar. Bu durum Mistura’nın kilit bir rol oynayacağı anlamına geliyor. Zira sonuç bildirgesinde bu Komite’ye Cenevre’nin yardım etmesi gerektiği vurgusu yapılmıştı!

Fakat Cenevre’den yardım almak, özellikle de Washington, İngiltere ve Fransa’nın katılmadığı Soçi açısından pek de mümkün olmayacaktır.

Ancak Soçi Konferansı’nın başlamasıyla birlikte Fransa, Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian, salı günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: Suriye krizinin çözümü BM himayesinde ve Cenevre’de gerçekleştirilmelidir. Fransa bunu gerekli ve doğrudan bir hedef olarak görüyor. Çözüm Soçi’den geçmiyor. Öyleyse BM’den gelmelidir!”

Her halükarda BM ve Cenevre’ye dönüş, Lavrov’un 2012’de zamanın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile ters düşmesinden dolayı yerle bir ettiği Cenevre-1’i kurma, hayata geçirme ve “karmaşık siyasi geçiş sürecine” geri dönüş anlamına gelmektedir. Bu süreç Esed’siz bir geçişi öngörüyordu. Rejim bunu Kofi Annan döneminden bu yana sürekli reddetmektedir. Halep’ten başlayarak aşamalı olarak ateşkes öneren De Mistura’ya kadar bu ret devam etmiştir… Ama bunu Halep’te göremeyeceğiz! Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Soçi öncesinde, açılıştan dört gün önce “ABD’nin sürekli Esed’i hedef alması ve tecrit etmeye çabalaması uluslararası hukuku ihlal ettiği gibi politik barışa da katkıda bulunmamaktadır” açıklamasında bulunmuştu. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Soçi Konferansı’nın hemen öncesinde Esed’in iktidarda kalamayacağını tekrarladı. Astana’dan Soçi’ye kadar uzanan Rus tiyatrosu Suriye’nin acılarını artırmaktan başka bir şey değildir… Anlaşıldı mı?