Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriye gerçekten bölünmeye mi gidiyor? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Suriye’de geçtiğimiz yedi yıl boyunca gerçekleşen bütün bu hadiselerden sonra, patlak veren bu krizi izleyen ve ilgilenenlerde şuna benzer bir kanaat oluştu; Doğusu ve batısıyla bu bölge dağılma ve parçalanma değilse de bir bölünmeye doğru gitmektedir. Şurası artık çok açıktır ki -hatta kesindir- bütün bu hadiseler bu aşamaya geldikten ve bu ülke, birçok uluslararası ve bölgesel işgale boyun eğdikten sonra, 2011 öncesi duruma tekrar dönmesi, öngörülebilir bir gelecekte artık mümkün değildir.

Bu seviyede daha da zor olan, tüm kanıtların, bu ülkede varlık gösteren Rusya ve ABD gibi iki ana gücün asgari düzeyde dahi olsa artık anlaşamayacaklarına işaret etmesidir.Her iki ülke de geçen yüzyılın ikinci yarısında hâkim olan yeni bir Soğuk Savaş’a gidiyorlar.Henüz ortaya tam çıkmadıysa da, bu durum her iki tarafı askeri bir çatışmaya götürecektir. Bu, yeni bir dünya savaşı olmasa daİran ve İsrail’in yanı sıra Türkiye’nin ve bu bölgenin bazı ülkelerini de kapsayacak bir bölgesel savaş olacaktır. Bu ülkelerin bazıları daha şimdiden bu yöne doğru eğilim gösterirken diğerleri başka yöne doğru eğilim gösterebilmektedir.

Suriye’nin kısa vadede birliğini geri kazanmayacağı ve bu Arap ülkesinin, kaderinin nasıl olacağı umurlarında olmayan bu çatışan güçler arasında bir savaş alanına döneceği açık bir gerçektir.Coğrafi konumunun stratejik konum olması talihsiz! Bir durumdur. 1970’den bu yana bu ülke mezhebi rejim değil, mezhepçi bir rejim tarafından esir alındı ve şu an ulaştığı konuma sürüklendi.Akdeniz ve kıyılarında enerji kaynaklarının ele geçirilmesi söz konusu olduğunda, bu yüzyılın geri kalanının fırtınalı biteceği açıktır.Gelecek yüzyılda karşı karşıya kalınacak tehditler ve zorluklar hala meçhuldür.

Zaman içinde olasılıkların en kötüsü olan bölgesel ve uluslararası bir patlamaya dönüşen bu krizin son yıllarında gittikçe daha acil hale gelen soru var: Suriye acaba nereye gidiyor?Söylendiği gibi bölünmeye ve parçalanmaya mı gidiyor ve tüm bu sözde “zaferlere!” rağmen bütünlüğünü koruması bir mucize mi hatta artık imkânsız mı? Gerçi bu sözde zaferler bu sefil rejimin değil, İranlılar ve Ruslarındır.Eğer “başını uzatmasaydı”, Rus, İran ve diğerlerinin emellerine boyun eğmeseydi, başından beri “halk” ile kabul edilebilir ve makul bir çözüme ulaşırdı. Zira “Kurt acıkmayınca koyunlar telef olmaz.”

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı SergeiRyabkov, İranlılar ve Ruslar tarafından Duma ve Doğu Guta’da kaydedilen son zaferlerden birkaç gün sonra Rus “Interfax” haber ajansına şunları söyledi:”Suriye’nin tek devlet olarak kalıp kalmayacağı ile ilgili durumun nasıl gelişeceğini bilmiyoruz.”Buna ilave olarak, Rusya Dışişleri Bakanı SergeiLavrov aynı zamanda ses getiren bir açıklama yayınladı ve bu ülkeyi tahrip etmeyi, bölmeyi ve yabancı güçlerin varlığını sonsuza dek bu topraklarda sürdürmeyi amaçlayan çabalar konusunda uyarıda bulundu.Şurası kesin ki, Lavrov bu açıklamayı, bu “Arap ülkesindeki” varlığı her türlü sınırı aşmış Rus kuvvetlerine yönelik söylememiştir.Beşşar Esed Hmeymim Hava Üssü, Akdeniz kıyılarındaki Tartus ve Baniyas’ı sonsuza dek Ruslara hibe etmiştir. Yine şu soruyu sormak gerekir: 8 Mart 1963’ten bu yana yükselen bir slogan olan “Tek Arap ulusu… Sonsuz mesaj Sahibi”nin merkezi ve “Arapçılığın atan kalbi” olan Suriye gerçekten de bölünecek mi? Bu sloganlar artık sadece resmi törenlerde mi atılacak?

Kalbimizi acıtsa da buna verilebilecek tek cevap “Evet” olacaktır.1958 yılında Mısır ile bu Arap ülkesi bir araya gelmiş “Birleşik Arap Cumhuriyeti” ismiyle bir birleşmeyi sağlayabilmiştir. Ne yazık ki bu birleşme sadece üç yıl devam edebilmiştir. Ancak bugün bu ülke bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Hafız Esed, kendi rejimini 1970 darbesinden sonra mezhebi rejime değil, mezhepçi rejime dönüştürmüştür. Kendi doğduğu “Kardaha” kentini Şam’a alternatif başkent yaptı. Nusayri bölgesi olarak da bilinen bu bölge hava ve kara askeri üslerle doludur. Buralar gelişmiş silah ve füze depolarıdır.Bütün bu askeri üsler Suriye Arap Ordusu komutanlarının kontrolündedir, ancak bu kişiler rejimin sadık bekçileridir. Ailevi, kabile ve mezhebi aidiyetlerine göre en yakın görülen kişilerden seçilmişlerdir. Zira Esed, aynı mezhepten olmasına rağmen kendine rakip olarak gördüğü kıdemli komutanlardan Muhammed İmran, Salah Cedid, İbrahim Mahus ve diğerlerini tasfiye etmiştir.

Bu esasında bölünmenin başlangıcı olmuştur. 1970’teki darbeden sonra bütün Suriye’yi tek bir mezhebe mahkûm etmiştir. Amacı mezhebi varlığın var olduğu bir rejim değil mezhepçi bir rejim ortaya çıkarmaktı. Yani şu an var olan her şeyin hazırlığı daha en başından beri yapılmıştı. Beşşar sadece bu süreci hızlandırdı. Suriye’de devam eden devrimin patlak vermesinden sonra -ki tüm bu yaşananlara rağmen muhakkak galip gelecek ve gerçekleşecektir- Beşşar hemen bu devrim için “Suriye halkının çıkarına” ifadesini kullanmıştır. Aslında bununla ülkenin bölünmesini kastettiği son derece açıktır. Onun açısından “Suriye halkının çıkarına” olan şey Şam başkentinden ve bazı ana şehir ve bölgelerden başlayarak Doğu Akdeniz kıyılarında Lazkiye, Cebele, Banyas ve Tartus’a ulaşacak bir şeridi tamamen ele geçirmektir.

Bilindiği üzere Beşşar Esed, kendisine bağlı ayrılıkçı ve bölücü hareketlerin çatışmaların şiddetini artırdığı bir dönemde ses getiren bir demeç yayınladı: “Büyük kayıplarımıza rağmen, kazanan olduğumuzu düşünüyoruz çünkü ‘toplumsal uyumu’ elde ettik.” Burada uyumdan kastedilen Sünni kesimin yerinden edilmesi ve kovulması ve yerlerine ister içeriden isterse dışarıdan –İran, Afganistan, Hindistan ve Pakistan- belli bir mezhebe bağlı (Şii/Alevi) kişilerin yerleştirilmesidir. Gerçek anlamda bölünme budur ve Hasan Nasrallah da bunu başka bir açıdan tamamlamaya çalışıyor. Zira özellikle Suriye sınırını çevreleyen Lübnan sınır bölgelerinde demografik bir değişim yapıyor.

Üstelik en tehlikeli olanı, Beşşar Esed’ın S-300 ve S-400 füzeleri ile donatılmasıdır. Bu durum İsrail’in şu andaki ve beklenen tüm Suriye değişikliklerine müdahale etmesi ve Golan’ı bir bütün olarak işgal etmesi ve bu bölünmenin büyük bir ortağı olması demektir. Bir anlamda bu bölgeye iyice yerleşmesidir.Rusların “Cenevre 1” ve Güvenlik Konseyi Kararı 4522’ye dayanan siyasi çözümü “yerle bir etmeye” devam etmesi bunun en büyük kanıtıdır. Zira bu kararlar bölünmenin önlenmesi anlamına gelmektedir.Ve bu, bu ülkenin birliğini koruyan ve Rusya’nın Suriye denklemine dayatmaya çalıştığı bölünme planını engelleyen tek çözümdür ve başka da bir çare yoktur.

BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinin temsilcileri, İsveç’teki Skan bölgesindeki toplantısı, ABD Başkanı Donald Trump ile son Fransız cumhurbaşkanın buluşması ve ABD Başkanı ve Rus Devlet Başkanı arasındaki yaklaşmakta olan toplantının yer aldığı tüm temasların ve toplantıların ana ekseni -neredeyse kesinlik kazanmış gibi görünen- bu bölünme meselesi etrafında dönüyor.Her ne kadar Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle birlikte, şu anda bu ciddi mesele hakkında tereddütlü olduklarını söyleyenler olsa da, fırtınalı rüzgârlarda savrulan “yaprak” gibi bu bölgenin birçok yeni gelişmeyi de beraberinde getireceği muhakkaktır.

Böylece, üçüncü defa aynı soru sorulmalıdır: Suriye gerçekten bölünmeye mi gidiyor?Cevabı ise her şey mümkündür, mademki orada Kuzey Kore, Güney Kore, Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs, Güney Yemen, Kuzey Yemen, Kuzey Sudan, Güney Sudan, Batı Almanya, Doğu Almanya, Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam var. Ve mademki Alevi devleti, Dürzî devleti, Şam Devleti, Halep Devleti Var!