Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriye… Nereye gidiyorsun? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bugün herhangi birisinin, hatta bir Suriyelinin bile bu soruya ikna edici bir cevap verebilmesi mümkün değildir. Suriye’de çok sayıda bölgesel ve küresel devletin çıkar çatışmaları nedeniyle Suriyeli olanların dahi bu soruya cevap vermesi zordur. Bu devletler, sadece olayların gidişatını önemli bir şekilde etkilemiyor; aksine onlar, doğrudan Suriye içerisinde mevcut durumda bulunuyor.

Yabancı askeri güçlerin Suriye krizine katılması, uluslararası gündem haline geldi. Medyanın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 17 Mayıs’ta Soçi’de Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’le sürpriz görüşmesinin ardından yaptığı açıklama şaşırtıcı değildi. Putin, basit bir şekilde “Bütün yabancı güçler, Suriye’den çekilecek.” açıklamasını yapmıştı. Bu sözlere ilişkin pek çok yorum ve analiz yapıldı.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ortadoğu-Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un açıklamalarında bir uyumsuzluk vardı. Bogdanov, Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu sonrasında Suriye topraklarında yabancı güçlere gerek olup olmadığına Suriye’deki yetkililerin karar vereceğine işaret etti. Bu uyumsuzluk, sadece görünüşte olabilir. Çünkü bazı Rus analistlerin işaret ettiği gibi Putin, yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesinden bahsettiği zaman sadece meşru olarak bulunmayan güçleri mi kastediyordu?

Gerçekten kastedilen bu mu?

Hiç şüphesiz Rusya Devlet Başkanı Putin, meşru hükümetin davetiyle Suriye’de bulunan Rusları kastetmedi. Hatta krizin kapsamlı çözümünden sonra iki ülke arasında imzalanan anlaşmaya göre, Rusya’nın Suriye’deki Tartus Askeri Deniz Üssü ile Hmeymim Askeri Hava Üssü kalmaya devam edecek. Fakat Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Suriye’deki meşru hükümet ve dost Suriye halkı tarafından Rus varlığına hala ihtiyaç duyuluyor” dediği zaman neyi kastetti? Büyük bir ihtimalle Lavrov, terör gruplarına karşı mücadelesinde Suriye ordusuna yardım eden Rus Hava-Uzay Kuvvetleri’ni mi kastediyordu?

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Suriye İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev’in, Putin- Esed görüşmesinin ardından 18 Mayıs’ta yaptığı açıklama, analistleri oldukça şaşırttı. Lavrentiev, Suriye topraklarından çekilmesi gereken yabancı güçler tabiri ile ‘Amerikalılar, Türkler, Hizbullah ve İranlıların’ kastedildiğini söyledi. Diğer yandan Türkiye ve ABD’nin aksine İran ve Hizbullah da Esed hükümetinin davetiyle Suriye’de bulunmuyor mu? Lavrentiev’e göre bu güçler, siyasi çözüm sürecine paralel olarak Suriye topraklarından yavaş yavaş çekilecek.

Son zamanlarda Suriye’deki durumla ilgili “oyun değiştirici” olarak ifade edilebilecek gelişmeler meydana geldi. Aslında bunlar, oyunun kurallarını değiştiriyor. Bu gelişmelerin en önemlisinden bahsedeceğim: Müttefiklerinin desteğiyle kontrolü yeniden ele geçiren Suriye rejimine bağlı güçlerin başarıları ya da birkaç yıldır meşru olmayan silahlı grupların kontrolündeki bölgelerin (Doğu Guta, Yermuk Kampı, Doğu Kalamun, Humus’un kuzey kırsalı ve İdlib’in doğu kırsalı) temizlenmesi.

Buna karşılık Rusya, Suriye’nin kuzeyine -muhtemelen İdlib’e- gitmek için aileleriyle birlikte yukarıdaki bölgeleri boşaltmayı kabul eden silahlı grupların güvenli bir şekilde tahliye edilmesini bizzat garantiledi. Zira bugün İdlib’i genellikle aralarında anlaşmazlıklar çıkan farklı silahlı grupların en büyük toplanma yeri olarak görmekteyiz (İdlib’in geleceği, hala en sıcak sorunlardan birisidir.) Muhalif silahlı gruplar, tahliyenin garantisi konusunda Rus askerlerinin yaptığı konuşmaya güvendiler. Ruslar, bu güven sayesinde Rus askerlerinin insani sorunları önemsediklerini ve askeri kanunlara uyduklarını itiraf ediyorlar.

Diğer yandan Deyri Zor kırsalındaki savaşlar hala devam ediyor. Zira birkaç gün önce silahlı unsurların saldırısı sonucu Suriye ordusuna bağlı topçuların atışlarını kontrol eden Rus askeri danışmanlardan 4’ü hayatını kaybederken 3’ü de yaralandı.

Bir yandan Şam’ın, ülkenin önemli ve büyük bir bölümünde hakimiyetini pekiştirdiğini görüyoruz. Şöyle ki en büyük kayıpları yaşayan DEAŞ ve Nusra Cephesi gibi silahlı muhalif grupların kontrolü altında herhangi bir nokta kalmadı. Diğer yandan ise bütün dış oyuncuların Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduklarını açıklamalarına rağmen ülke, hala nüfuz bölgelerine ayrılmış durumda.

Aslında şu an Rusya’nın terörle mücadeleden ziyade, siyasi süreç ve Suriye’nin yeniden yapılandırılması meselesine odaklanmaya başladığı net bir şekilde görünüyor. Bu kapsamda Esed’in, Rus Devlet Başkanı Putin’le görüşmesinin ardından Anayasa Komisyonu’nun çalışmalarına katılması için Cenevre’ye heyet göndermeye hazır olduğunu belirtmesi, bir noktada önemlidir. Rusya, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın gözetiminde gerçekleşen Cenevre’deki müzakere sürecini güçlü bir şekilde desteklemeye devam ediyor. Fakat Moskova, olayların geliştiği belirli bir süreçte Soçi’de Suriye Diyalog Kongresi’ni yeniden düzenleyebilir. Bu arada bu kongreye, Cenevre müzakerelerinin alternatifi olarak bakılmıyor.

Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu sırasında Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la görüşmesinin, Suriye krizinin çözümünün karmaşık sürecinde olumlu gelişmelere ulaşmaya yardım edeceği söylenebilir- ki Suriye krizi, yakın bir dönemde çıkmaza girmişti.

Benzer tutumların ortaya çıktığı görülüyor. Buna örnek ise Putin’in, konuşmasının başlangıcında ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan ve Ürdün’ü kapsayan ve kısa bir süre önce Almanya’nın da katıldığı “küçük grup”a değinmesidir. Rusya, ilk başta bu gruba resmi olarak karşı çıkmamasına rağmen sanki bu grup mevcut değilmiş gibi hareket etti. Bu şekilde bu gruba meşruiyet vermeyi reddettiğini ifade etti. Muhtemelen Moskova, küçük grubu, müttefikleriyle şekillendirdiği çerçeveye rakip olarak gördü. Fakat Rus Devlet Başkanı Putin, Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu sırasında sadece “Rusya, Astana süreci çerçevesinde Suriye hükümeti ve muhaliflerle çalışmaya devam edecek.” ifadesini kullanmadı, aynı zamanda “Biz, küçük grupla iletişime geçmeye hazırız. Tabi aynı zamanda egemenliğe saygı ilkesine bağlı kalınması gerekiyor.” açıklamasında da bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı ise, aynı meseleye ilişkin yaptığı açıklamada “Astana süreciyle küçük grup arasındaki işbirliğini koordine etmek için bir mekanizma oluşturmaya karar verdik.” dedi.

Moskova ve Washington arasındaki ilişkilerin durumu ve Rusya ile Batı arasında devam eden derin anlaşmazlıklar– ki Fransa, bu anlaşmazlıkların dışında tutulmuyor- göz önüne alındığında, Astana süreciyle küçük grup arasındaki işbirliğinin canlı bir şekilde başlayacağını beklemek zor. ABD’nin (Kazakistan’daki Amerikan Büyükelçiliği’nden), Astana’daki son görüşmeye, ilk kez gözlemci düzeyinde dahi temsilci göndermediğini hatırlatalım.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, konuşmasında, Rusya ve Batı’nın arasını açan başka bir meseleye değindi. Bu mesele, Suriye’deki kimyasal saldırılarla ilgili konu. Bu saldırılar, ya gerçekleşti ya da gerçekleşmedi. Bu saldırı olsa bile (Moskova’da hükümeti desteklemeyen güçlere göre) saldırıyı yapan kim belli değil. Macron, Rus tutumuna yakın bir görüş beyan ederek “Kimyasal saldırıların sorumlularını belirlemek için bir mekanizma kurulmalı.” dedi.

Bugün Suriye; Rusya ve Batı ülkeleri arasındaki medya savaşında karşılıklı saldırıların “medya sahası”dır. Bununla birlikte Rus medya organları, karşı tarafa göre daha terbiyeli. Bu devletlerde zaman zaman gösterildiği gibi Rusya’da Batı karşıtı tutum, çok yaygın değildir. Zira bu ülkelerdeki medya organları, Rusya’ya karşı aktif bir şekilde nefret tohumları ekmeye çalışıyor.

Suriye’nin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili ekonomik sorunlar ve mültecilerin dönüşü için uygun şartların oluşturulması –ki bu, Suriye’ye komşu ülkelerin yararınadır- hala karmaşık bir meseledir. Çünkü pek çok devlet, Şam hükümetinin kontrolü altında bulunan bölgelerde bu meselelerin çözümüne yönelik yardım sunmak istemiyor.

Bu durum nasıl değişecek?

Bunu gelecek günler gösterecek.

*Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Doğu Bilimleri Enstitüsü Başkanı