Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriye’de Suudi Arabistan-Katar anlaşmazlığı | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bugün Suriye’de meydana gelen kırılma hüzün ve gelecekteki neticeleri bakımından tehlike arz etmektedir. Bu durum, rejimin katliamlarına ve müttefiklerine karşı Suriye halkını destekleyen iki ortak ülke Suudi Arabistan- Katar anlaşmazlığının gölgesinde vuku buluyor. Aslında Suriye, anlaşmazlığın sebeplerinin bir parçasını teşkil ediyor. Suudi Arabistan’ın “Özgür Suriye Ordusu” gibi Suriye ulusal güçlerini destelediği bir vakitte Katar, Libya ve diğer savaş alanlarında yaptığı gibi uluslararası terör listesine alınan silahlı grupları desteklemeyi seçti.

Riyad ve Doha’nın Suriye’deki anlaşmazlıkları, Suriye’de intifadanın başladığı zamana kadar gider. Ancak söz konusu ihtilaf sessiz bir krizden ibaretti. İki ülke, Suriye ve bölgenin istikrarının sağlanmasının, yok olmakta olan Beşşar Esed rejiminin varlığının devam etmesiyle mümkün olmayacağına ikna olmuşlardı. Sivillere yönelik yapılan korkunç katliamlardan sonra Esed’in varlığı kabul edilemezdi. Dahası Esed rejimi, körfez, Irak ve Türkiye gibi bölgedeki devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde İran’ın askeri açıdan ülkesine hâkim olmasına olanak sağladı.

Rejimin şehirleri yok etmesiyle birlikte milyonlarca insan yerinden ve yurdundan oldu. Suriye’nin terör yuvasına dönüşeceğinden dolayı dünyanın endişesi giderek arttı. Ancak Katar DAEŞ, Nusra Cephesi, Ahrar-ı Şam’ı ve diğerlerini desteklemeye devam etti. Suudi Arabistan ise, esas seçeneği Özgür Suriye Ordusu idi. İki körfez ülkesi arasındaki anlaşmazlık, koalisyon içerisindeki muhalefet yönetiminde büyüdü. Sahada ise DAEŞ- Nusra(Katar), Özgür Suriye Ordusu’na(Suudi Arabistan) saldırıyor ve rejimden kurtarılan yerleri gasp ediyorlardı.

Anlaşmazlıklar, Türkiye’nin güneyinde ve Ürdün’ün kuzeyinde iki ülkenin opsiyonlarını gözlemleyen uluslararası casusluk organları çoğaldıktan sonra koalisyonun arkasına
gizlenen Katar’ın faaliyetlerindeki örtüyü kaldırdı.

Anlaşmazlık, hissedilenden daha derindi. Gerçek sebep ise Suudi Arabistan, Katar’ın cihadistleri özellikle de Suudileri destekleme ve cezp etmesinden kuşkulanıyordu. Hamd bin Halife hükümetinin malî bakımdan ve medyadan Suudi Arabistan’a muhalif kimseleri destekleyerek krallığı hedef almaya çalıştığı şeklinde 90’lardan yani Doha’daki darbeden bu yana Katar’dan şüpheleniyordu. Söz konusu muhalif kimseler arasında Katar televizyonundan Suudi Arabistan rejimini yıkmaya çağıran ve o zamanlar
“El Kaide”nin lideri olan Usame bin Ladin de yer alıyordu.

Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden sonra Katar, El Muqaveme/Direniş diye isimlendirilen yapıyı özellikle de aralarında Suudilerin bulunduğu yabancı savaşçıları desteklemede önemli bir rol oynadı. Suriye’de toplanıp diğer yabancı savaşçılarla beraber Anbar gibi ayaklanmaya kalkan Irak şehirlerine gönderiliyorlardı. Söz konusu bu durum Lübnan, Irak ve Gazze’de yaklaşık on yıl Hamd ve Esed rejimlerinin müttefikleri döneminde devam etti. Mezkûr iki rejim Arap Baharı’nın başlamasından bir yıl önce anlaşmazlığa düştü.

Suriye devriminde Suudi Arabistan’ın şüpheleri tekrar hâsıl oldu. Katar, Nusra gibi terör örgütü olarak kabul edilenler arasında Suudi silahlı unsurları desteklemeye devam etti. Ki Suudi Arabistan, Nusra’yı kara listesine eklemişti. Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Katar’a yanıt olarak vatandaşlarına Suriye savaşına katılmamaları konusunda açık uyarılarda bulundu. Vatandaşlarının Türk topraklarından geçiş yapmamalarını Türkiye’den talep etti.

Suudi Arabistan’dan kaçan en bariz kişiler arasında Abdullah Muhaysini yer alıyor. Katar, terör örgütü Nusra Cephesi finansmanı içerisinde onun bakımını üstlendi. Muhaysini, Usame bin Ladin gibi zengin bir aileden geliyordu. Suudi yasağına meydan okuyarak 2013 yılında Suriye’ye kaçmıştı.

Suudilerin bir yandan Suriye devrimini desteklemeleri, bir yandan da yabancı savaşçıların desteklenmesine itiraz etmeleri çelişki gibi görülebilir. Aslında bu, onların geri dönmelerinden endişelendiğinden dolayıdır. Suudi Arabistan, Sovyet’in çıkışından sonra Afganistan’da yabancı savaşçılara karşıydı. Bosna, Somali ve Irak savaşlarında onlara karşıydı. Fakat Suriye savaşı terör kâbusuydu. Çünkü bu savaşta İran ve milisleri, DAEŞ ve benzerleri vardı.

Ne Suriye halkının başına gelen şeyler ne de Suriye’de İran hegemonyası Riyad tarafından kabul edilen şeylerdi. Çünkü İran, bölge üzerinde tehlike oluşturuyordu. Katar ise, Suriye’yi başka bir oyun alanına hazırlıyordu. Bu oyun alanında radikal grupların vahşi hayvanlarını yetiştiriyordu. Katar, radikal İslamcıları kazanan at olmaları için hazırlıyordu. Mısır, Libya, Tunus ve tabi Suriye’de söz konusu bu atın üzerine binilebileceğini hayal ediyordu.

Katar, Mısır’da Müslüman Kardeşleri, Libya ve Suriye’de radikal grupları tercih ederek bölgeyi darmadağın etti. Irak’ta da Sünnileri dâhil etti. Onun radikal örgütleri, Esed güçlerinin ve İran milislerinin yaptığından daha çok Suriye devriminin tamamına zarar verdi. Katar, öldürmeye, esir almaya, halkın yarısını tekfir etmeye ve kanını helal saymaya inanmış grupları ithal ederek Suriye halkının imajını ve zulme karşı isyan eden halkın rüyalarını kötüleştirdi.

Başlangıçta Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı paranoyak olduğunu ve şüpheleri konusunda mübalağa yaptığını düşünüyorduk. Fakat Doha’nın ısrarla radikalleri desteklemeye yönelik faaliyetlerinin devam etmesi bunun sadece bir tepki ya da hayal değil bir politika olduğunu ispat etti.