Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriye’deki yıkıcı savaşın sonrası | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Suriye’deki savaşın son dönemi, son yedi yılın en kanlı ve en acı verenidir. Gün geçmiyor ki Esed rejiminin Ruslar, İranlılar ve milisleri ile ittifakı yüzünden yüzlerce silahsız sivil, kadın ve çocuk ölmemiş ve yaralanmamış olsun. Kamplara, evlere, okullara ve Pazar yerlerine bomba ve roket saldırıları düzenliyorlar. Ayakta kalan birkaç hastane, arazi ve çayırlar ise kimyasal silahlar ve napalm bombaları gibi uluslararası teşkilatlara tarafından yasaklanmış kitle imha silahları ile yerle bir edilmektedir.

Suriye’deki savaşın dehşetinin ne kadar arttığına dair diğer bir ayrıntı da, savaşın kuşatılmış ve yarı kapalı alanlarda devam etmesidir. Bunun en bariz örneği, neredeyse dört yıldır giriş çıkışların yasak olduğu, kuşatma altında olan Şam’ın doğusundaki Guta bölgesidir. Gıda, ilaç, bebek sütü, tıbbi malzeme girişleri yapılamadığı gibi sağlık ve eğitim hizmetleri de tamamen durmuş durumdadır. İdlib, Hama ve Halep kırsalında yaşananlar buradan çok da farklı değil. Zira binlerce kişi yerinden edilmiş ve diğer alanlardan buralara göç etmek zorunda bırakılmıştır. Yapılan anlaşmalar neticesinde Şam kırsal bölgesinden, Hama ve Humus kırsalına kadar geniş bir alandan buralara göç devam etmektedir. Daha dün, Esed rejiminin kontrol bölgesi dışındaki yerlere yakın bölgelerden buralara sığınmalar gerçekleşmiştir.

Savaşın seyrine dair diğer bir noktaya değinmekte fayda var. Rejim ve müttefikleri bu alanlarda kontrolü tekrar ele geçirmekle yetinmiyorlar. Bilakis bölge halkını cezalandırmak ve onlardan intikam almak için saldırılar düzenleyip öldürmeye çalışıyorlar. Bu arada Guta bölgesini ele geçirmeye çalışan Esed ve müttefikleri dirençle karşılaşıp saldırılara maruz kalıyorlar. Diğer taraftan ise düşürülen Rus uçağına misilleme olması için –Rus yetkililerin yaptığın resmi açıklamalara göre- devam etmekte olan savaşta kullanılmak üzere İdlib bölgesine yeni modern uçaklar getirtilmektedir.

Bu savaşın korkunç niteliği sadece öldürme, yaralama, imha ve yerinden etme operasyonları ve bunların sonuçlarıyla değil, aynı zamanda sivillerin kasıtlı olarak hedef alınması ve en ölümcül silahların bu siviller üzerinde kullanılmasıyla da ilgilidir. Hedef alanlar, son Rus silah ve mühimmatını test etmek için adeta bir arenaya dönüştürülmüştür. Rus ve İran kuvvetlerinin ortak operasyon birimleri adı altında rejim ve milis güçleri ile birlikte operasyonlar düzenledikleri bilinmektedir.

Şüphe yok ki, karşı tarafı yok etme üzerine kurulu bu türden savaşları çevreleyen faktörler bu savaşa faklı bir hususiyet kazandırmakta yeni durumlar ortaya çıkarmaktadır. Silahlı muhalefet gruplarının çoğu adeta boyun eğdirilerek Rusya, İran ve Türkiye arasında kurgulanan Astana sürecine dâhil edilmeye zorlanmaktadır. Gerek Müzakerelerin en üst organı gerekse Riyad 2 konferansının ortaya çıkardığı ortak müzakere heyeti şeklinde kendini gösteren siyasi muhaliflere, özellikle de Soçi’ye katılmayı reddeden Suriye Ulusal Koalisyonuna sürekli baskı uygulanmakta ve sürecin dışında tutulmaya gayret edilmektedir. Rusya İran’la ittifak yaparak Esed rejiminin çıkarlarını koruduğu gibi Soçi toplantısı ve benzerleri ile de bu çıkarlara -Cenevre sürecinde olduğu gibi- uluslararası bir kılıf uydurulmaya çalışılmaktadır.

Bu veriler ışığında, Suriyeleri bitirmek için yapılan mevcut savaş, Suriyelilere şimdi ve gelecekte ne gibi sonuçlar getirecektir?

En belirgin sonuç, hepsinde olmasa da, Suriyelilerin çoğunluğu arasında umutsuzluğun ve hüsranın yayılmasıdır. Çünkü rejimin kontrol bölgelerindeki insanlar, kontrollerinin dışındaki alanlardaki akranlarından daha iyi değillerdir. Ve bütün bunlar yalnızca ölüm, sakatlık, yerinden edilmişlik ve yıkım yüzünden değil, insan yaşamı için asgari koşulların bulunmaması, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılması ve ulusal, dini, mezhepsel ve bölgesel ayrımcılık unsurları arasındaki savaşın yaygınlaşması ve bu unsurların bir araç olarak Suriye meselesinde sürekli kullanılması nedeniyledir. Uluslararası topluluk ve güçlerin Suriye’de yaşanan dayanılmaz acılar karşısındaki ihmalkâr tavırları, özellikle de uluslararası yasaklanmış silahlarla gerçekleştirilen toplu ve yaygın katliamlar karşısındaki sessizliği, öngörülmüş bir çözüm bulunması ihtimalinin bulunmaması bu umutsuzluğu daha da artırmaktadır.

Yukarıdaki verilerin, zarar gören topluluklarda aşırılık ve radikal eğilimlerinde büyüme ve genişlemeye neden olacağı açıktır. eğitim ve istihdam olanaklarından da yoksun bırakılma, var olan sorunlara rasyonel, objektif ve pratik yollarla hitap edemeyen, marjinal ve sınırlı bir anlayış ve yeteneğe sahip nesil yaratacaktır. Bu da Suriyelilerin çoğunluğunun teröristler tarafından kontrol ve istismar edilmesinin yolunu açacaktır. Bu unsurların faaliyetleri komşu ülkeler ve hatta daha ötesine taşacaktır. Bugün elimizde, Irak’tan gelen DEAŞ, El Kaide’nin şubesi gibi çalışan Nusra Cephesi ve Türkiye’nin terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak tanımladığı PYD gibi somut örnekler var.

Mevcut siyasi ve silahlı muhalefetin marjinalleştirilmesi ve tahrip edilmesine ilaveten (ikisinin dezavantajlarına ve mevcut sorunlarına rağmen), Suriye’deki seçkinlerin Suriye’de ve yurtdışında marjinalleştirilmesine dair davranış biçimleri durumu daha da kötüleştirecektir. Bu, Suriyelileri çetelerin, cahillerin, yeteneksizlerin eline bırakılması anlamına geliyor. Rejim, Rus ve İran müttefikleri tarafından Soçi konferansına katılmak üzere gönderilen heyetin çoğunluğu bu türden bir modelinin bir göstergesidir. Zira bunların bizzat kendileri bu savaşa neden olanlardır. Kısacası, sonuçlar ve etkileri itibariyle bu savaş, gözümüzle gördüğümüz bütün ayrıntıları aşan bir mahiyet taşımaktadır.