Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriyelilerin iskânı ve “Homojen toplum” | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Ban Ki-mun bilmecesi, hayatına 50’lerdeki Kore Savaşı sebebiyle bir sığınmacı olarak başlamasındadır. Bunun için sığınmanın, yerleşmek ve misafir olunan ülkenin vatandaşlığını almak için kazanılmış bir hakka dönüşmesinde tek bir gün bile herhangi bir yanlış görmedi. Bu özet, onun şu teorisini haklı çıkarmak içindir: Suriyeli sığınmacıların komşu devletlerde yerleştirilmesi, sığınmacılara olduğu kadar ev sahibi ülkeye de fayda sağlar. Değil mi ki onların varlığı toplumda fazladan bir iş gücüdür!

Garip olan Donald Trump’ın sığınmacıların komşu ülkelerde yerleştirilmesi hakkında söz söylemesidir. Hem de sığınma hareketinin nihayetinde sözünü ettiği ülkelerde kargaşa ve problem yaratmak anlamına geleceğini bile bile. Özellikle de Lübnan gibi nüfusunun %40’ından fazlasını Suriyeli mültecilerin oluşturduğu bir ülkede. Bu oran, kabaca 150 milyon Meksikalı sığınmacının Amerika’ya girmesine eşdeğer. Bu sözleri, kendisinin Meksika’dan gelen sığınmacıların girişini engellemek adına 28 milyar dolara mâl olan bir duvar inşa etmeye başladığı esnada dile getirdi. Bununla birlikte ABD’de oturma izni bulunmayan 20 milyonu da sınır dışı etme niyetine her gün işaret ediyor.

Trump, Suriye meselesinde onların ne barınacak bir yerin ne de işin olduğu harap şehirlerine geri dönmelerini sağlayacak siyasi bir çözüm bulunana kadar geçici bir yerleştirmeyi kastediyorsa bilmemiz gerekir ki bu işin halledilmesi en az 10 seneyi bulur. Komşu ülkelerde 5 milyon Suriyeli var. Bunlardan 2 milyonu Lübnan’da ve bu ülke, ekonomi, iş, sağlık, eğitim açısından bu yükleri kaldırabilecek durumda değil.

2013 yılının Ocak ayında Kuveyt, Suriyeli mülteciler yararına düzenlenen ilk bağış konferansına ev sahipliği yapmıştı. Ben de bu konferansa katılmış ve Ban Ki-mun’un Suriyeli sığınmacılara yönelik konuşmasını dinlemiştim. Şöyle diyordu: “Siz yalnız değilsiniz. Bu krizde dünya sizin tarafınızda. Suriye ve Suriye halkı krizin pençesinden kurtarılana dek sizin yanınızda olacağız.”

Bu sözler boş elbette. Çünkü dünya Suriye halkının yanında durmadı ve durmayacak. Aksine her gün hatta şu saate kadar ülkesinin enkazı altında can çekişirken durmuş onu izliyor. Bu sözler boş çünkü dünya ev sahipliği yapan ülkelere vaat ettiği desteğin 4’te birini bile ödemedi.

Ban Ki-mun evine döndü ve onun halefi olan Antonio Guterres, o günlerde Sığınmacı İşleri’nin uluslararası sorumlusuydu. Kuveyt konferansında sığınmacıların durumlarından bahseden ayrıntılı bir rapor sunmuştu. Ancak bu, vahşi doğada atılan bir çığlık düzeyinde kaldı. Şimdi de komşu ülkelerdeki sığınmacıların yerleştirilmesi çağrısıyla daha da ciddileşen ve başka meseleleri beraberinde getiren sığınmacı kriziyle başa çıkamayacak. Hâlbuki Suriye’deki krizin çözümü için Rusya ve uluslararası toplum ile birlikte ciddi, sağlam ve sorumlu bir işbirliği üssü kurmaya çalışılabilirdi. Özellikle de savaşta, DEAŞ terör örgütünü bitirmeye yaklaşmışken.

Geçtiğimiz Nisan başlarında Saad el-Hariri, Brüksel konferansında 70 dışişleri bakanına hitaben bir konuşma yaptı. Dinleyicilerin yüzüne Lübnan’ın artan bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu ve bunun iç sarsıntılara sebep olabileceğini zira çok sayıda sığınmacının sebep olduğu ağırlığı kaldırmaya güç yetiremeyeceğini haykırdı. Konuşmasının devamında maruz kalınan hasarın tamiri için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu ve sorumlu ülkelerin kararlaştırılan yardımların % 37’sinden fazlasını ödemediğini de dile getirdi.

Hariri’nin feryadı, dünya devletlerinin siyasi, insani, ahlaki ve yasal sorumluluklarını üstlenerek Lübnan’a 10 milyar dolar tutarında yardım etmelerini talep etmek içindi. Bununla birlikte bu tutarın ödenmesi, sığınmacı enkazı altında ezilmeyi önleyebilecek kalkınma atölyeleri kurabilmek için bağışlar ve ödeme kolaylığı sağlanan krediler şeklinde olacaktı. Ancak bağış konferansları dizisinde Ban Ki-mun’un feryadı nasıl kulak ardı edildiyse Saad el-Hariri’ninki de aynı muameleye maruz kaldı.

Her hâlükârda, sığınmacıların yerleştirilmesi çağrısının Lübnan ve diğer ülkelerdeki Filistinli sığınmacıları etkileyeceğini unutmamamız gerekir. Yani bu, “dönüş hakkı”nın düşürülmesi ve Filistin meselesinin adil siyasi çözümünün iptal edilmesi için konunun değiştirilmesi anlamına geliyor. Bu, Amerikan Başkanı’nın en geç bir yıl içinde bu meselenin çözüme kavuşacağına işaret ettiği açıklamaları ile de örtüşüyor. Peki Suriyeliler hakkındaki bir yerleşim formülünün Filistinli sığınmacıları da içine çekmesi mümkün değil mi? Hangi çözüm böyle bir durumda başarılı olabilir?

Trump’ın komşu ülkelerde Suriyelilerin yerleştirilmesi hakkındaki konuşmasının iktidarsızlık saçmalıkları ile aynı zamanda ortaya atılması dikkate değerdi. Aynı zamanlara denk gelen bir diğer söylenti de Suriye rejiminin öne sürdüğü tehcir meselesiydi. Esed Hükümeti’ndeki Adalet ve İçişleri Bakanlığı, kaçanların dönmesi durumunda Suriyeli olup olmadıklarını tespit etmek için DNA testi uygulamasının bilimsel temellerini atmayı hedefleyen toplantılara odaklanmış durumdalar!

Şam Üniversitesi Adli Tıp Kurumu Başkanı Dr. Hüseyin Nofal, kaçan Suriyelilerin nesebini ispat etmek gerektiğini söylüyor. 14 yaşında iken Suriye’den ayrılan 2 milyon Suriyeli şimdi 20 yaşında ve DNA testinin uygulanması 4 seneyi alır. Peki, geçtiğimiz yıllarda Lübnan’daki çadırlarda doğan ve Suriye rejiminin kaydetmeyi ve kimlik vermeyi reddettiği 170 bin Suriyeli çocuğa ne olacak! Üstelik Lübnan’ın onlara vatandaşlık vermesi de mümkün değil. Bu tufandan da beter bir denklem.

Komşu ülkelerde yerleştirme, Esed’in geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında Suriye’deki savaş hakkında yaptığı bir konuşmasına da uygun düşüyor. O şöyle demişti: “Bu durum bize homojen ve sağlıklı bir toplum kazandırdı.” Bu sözlerden çoğu dinleyici, onun ülkede müttefiklerinden ve destekçilerinden başka kimseyi bırakmayacağı mesajını anladı. Bu durum, demografik görünüşü değiştirmek ve Şam’dan İran’ın yönettiği bir Şii kalesi çıkarmak için yürütülen kapsamlı operasyonlar hakkında ardı ardına gelen haberler ışığında daha net anlaşılabilir.

Esed’in “homojen toplum” hakkındaki sözleri birçokları tarafından muhaliflerin kalelerinin bulunduğu bölgeleri kapsayan yerlerde yürütülen demografik değişim operasyonlarını meşrulaştırma girişimi olarak yorumlandı. Bu sebeple muhalifler, rejimin savaş sebebiyle kaçan muhaliflerin aileleri ile birlikte ülkelerine geri dönmelerini engellemek adına tüm seçenekleri kullanarak “insan eleği” yapmaya çalıştığını dile getiriyorlar.

Haber ajansları, günler önce Suriye ordusunda Assam Zehreddin adlı bir komutanın sığınmacılara yönelik bir mesajını yayımladı. Mesajı şuydu: “Ey Suriye’den başka bir ülkeye kaçan! Senden ricam; dönme. Çünkü devlet sizi hoş karşılasa da biz asla unutmayacağız ve hoş görmeyeceğiz… Size tavsiyem hiçbirinizin dönmemesi.” !