Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Suriye’ye ait nükleer rektörün vurulmasıyla ilgili İsrail’in verdiği mesajlar | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İsrail’in 6 Eylül 2007 tarihinde Deyr-i Zor çölünde bulunan Suriye’ye ait El Kibar nükleer reaktörü imha edenin kendisi olduğunu açıklaması gizli bir şey değildi.

İfşa edilen bu sırrın içerisinde 11 yıl önce İsrail güvenlik güçlerinin profesyonel ve karışık hava saldırısıyla attığı imzanın dışında sadece gerçek bir imza eksikti. Bu operasyonu, F-15 ve F-16 jetlerinden oluşan 8 savaş uçağı gerçekleştirdi.

Dikkat çekici durum ise, dost ve düşmana verilen mesajın ve yapılan açıklamanın zamanıdır.

The Jerusalem Post gazetesi, İsrail’in Deyr-i Zor operasyonundan kendisinin sorumlu olduğu yönündeki açıklamasının, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz aylarda Tahran’a yönelik daha sert kararların ve politikaların benimsenmesi için ABD ve uluslararası topluma yapılan çağrılara eş zamanlı olarak gerçekleştiğine dikkat çekti. İsrail’in bölgedeki İran nüfuzuna karşı sahada ABD’nin belirli politikalarını görmediği aşikâr.

Açıklamanın detaylarında dönemin başbakanı Ehud Olmert’in Başkan George Bush yönetiminden operasyonu ABD’nin yapmasını talep ettiğine, ancak bu talebinin reddedildiğine ve İsrail’in operasyon kararını alması halinde ABD’nin buna mani olmayacağından istifade ederek Ehud Olmert’in operasyon kararını tek başına aldığına işaret ediliyor.

Mesaj net: İsrail’in stratejik güvenliğine İsrail karar verir. İsrail, benzer konularda ABD’yle önceden derin ve ciddi anlaşmazlıklar yaşadı. Belki de bu anlaşmazlıkların en belirgini, İsrail Başbakanı Menahem Begin ve Devlet Başkanı Ronald Reagen arasında 1982 Lübnan savaşı sırasında meydana gelen anlaşmazlıktır. Şöyle ki ABD yönetimi, Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) çıkartmak için başkent Beyrut’u işgal etmeye gittiğini anlamadan önce İsrail’in kara operasyonunun sınırlılığı konusunda Begin’in kurallara uyacağını zannetti. ABD-İsrail arasındaki anlaşmazlık sonucunda iki başkan arasındaki ilişki düzeyi yavaş yavaş geriledi. Öyle ki önemli telefon görüşmelerinin birisinde Begin, Reagen’in yüzüne telefonu kapattı. Zira Reagen, telefon görüşmesinde İsrail savaşından dolayı meydana gelenleri ‘holokost’ olarak nitelemişti.

İkinci mesaj, İran ve milislerine yöneliktir. İsrail, ister Lübnan isterse Suriye sınırında olsun füze atölyeleriyle desteklenen sabit bir füze rampasının kurulmasına müsaade etmeyecektir. İsrail, stratejik güvenliğini korumak için teknik güce ve bu alanda gerekli kararları almak için siyasi iradeye sahiptir.

Dikkat çeken diğer bir durum ise İsrail’in açıklamasının Arap dünyasında özellikle halk tarafından çok fazla kınanmamasıdır. Bu da İsrail için sevindirici bir durumdur. Bu durum, İsrail’in popülariteye sahip olmayan bir düşmanla karşı karşıya olduğunu teyit ediyor. Aslında mesele, İsrail olduğunda İran’ın geçmişi kendisine İsrail’e karşı sempati duymasına izin vermiyor. Çünkü İran, İsrail’in operasyonundan yaklaşık bir yıl önce İslam Cumhuriyeti’ne bağlı hava kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyon aracılığıyla Eylül 1980’de Irak’a ait nükleer reaktörü bombalamaya çalıştı. Ancak operasyon başarısızlıkla sonuçlandı. Daha sonra İran’ın başlattığı operasyonu tamamlamak için İsrail, bir operasyon gerçekleştirdi ve Irak’a ait nükleer reaktörü 7 Haziran 1981 tarihinde imha etti.

Üçüncü stratejik mesaj ise kitle imha silahlarıyla ilgili tersane kurmak için Kudüs dalgasına kapılan güçlere yönelikti. Aslında bu tersaneler, halka ve ülkeyi harap etmeye yönelik kullanıldı. İki Baas rejimi olan Esed Suriye’si ve Saddam dönemi Irak’ın Kudüs ve direniş konusunda sesleri pek fazla çıkmadı. İki Baas rejimi de halkına karşı kimyasal silah kullandı. Sonra bu iki rejim, kendilerine yapılan saldırıdan dolayı hiçbir tepki vermeden İsrail’in hakaretini sindirdi.

Bugün İran, Kudüs’ü savunma ve kurtarma adına İsrail sınırında füze tersaneleri ve karmaşık bir milis yapısı kuruyor. İran, bunları İsrail’le savaşmak için inşa etmiyor, aksine bunları uluslararası topluma şantaj olarak kullanıp bölgesel rolünü tanımalarını sağlamak ve bölgedeki hakkını almak için inşa ediyor. Aynı şekilde İran, bu tersaneleri ve milis yapısını Arap dünyasında insanların zihin ve kalplerine ideolojik açıdan nüfuz etmek için inşa ediyor. İran, bu tersane ve milisleri tahrip edebildiği ve hâkim olamadığı yerlerde hegemonya projesi için kullanacak.

İran’ın füze ve milisleri, Suriye’ye ait El Kibar ya da Irak’a ait Temmuz reaktörleri gibidir. Bölgede çoklarının düşündüğü gibi İran’ın füze ve milisleri, İsrail’e karşı yöneltilmiş değildir ve bunların Kudüs’le de bir alakası yoktur. İsrail, bu silahların kendisi için olası bir tehdit oluşturması halinde gerekli adımı atacaktır.

Ne Temmuz ne de El Kibar reaktörü, ne Saddam’ın ne de Esed’in kimyasal silahları Kudüs’ü koruyabildi. Velayeti Fakih ve milislerinin füzeleri de Kudüs’ü koruyamayacak.

Bölgede yeni çıkar anlaşmasına göre adil ve kapsamlı bir barışa doğru gidildiği zamanlarda Kudüs yalanını, barış düşmanlarının dilinden düşürmek ve sahtekârlıklarını ortaya çıkarmak gerekiyor.

Fakat bu, yeni bir Ortadoğu inşa etmek için İsrail’de barışı stratejik bir adım olarak gören bir ortağın olmasını gerektiriyor. Bölge ve dünyanın sürekli şantaja uğramasına fırsat verilmemelidir.