Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Tabutlardan hoşlanmıyor… Ancak… | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Vladimir Putin, Suriye’den gelen Rus tabutlarının görüntüsünden nefret ediyor. En başından beri bu durumun yaşanmaması için de gayret etti. Muhtemelen Moskova’nın gücü Washington’un bu sahadaki gücünden daha büyüktür, ancak yine de tabutların gelmesi bataklığa saplanma korkusunu artırıyor. Bu nedenle Suriye’deki son Rus askeri müdahalesi, bu sahneleri yok edecek şekilde tasarlandı, zira Rusya Afganistan dönemini hatırlatacak herhangi bir sahnenin yaşanmasını istemiyor. Rusya sadece havadan müdahale etti ve savaş alanına kara birlikleri göndermedi. Suriye ordusuna eşlik edecek danışmanlar gönderdi ve asker polislerini güvenli sahalara dağıttı.

Kremlin efendisinin bu konularda başarılı olduğu söylenebilir. Barak Obama’nın Suriye’de Rusya’yı yakalama niyetinin olmadığını erken fark etti. Onun gözü İran’la bir nükleer anlaşma yapmakta idi. Bu nedenle Suriye muhalefetine uçaksavar füzeler vermedi. Müttefiklerin bu silahları Suriye topraklarına sokmasına izin vermedi. Yani, Obama Moskova’yı yeni bir Afganistan bataklığına atmak istemiyordu.

Tek başına Rus saldırıları sahadaki güç dengesini Suriye rejimi lehine çevirmeye yetmemişti. Rusya, İran yanlısı milisleri bu savaşa ortak etmesi ve Suriye muhalefetinin gücünü kırması gerekiyordu. Böylece denklemi değiştiren üçgen ortaya çıkmış oldu; Rusya, İran ve müttefikleri ve rejim… Göstermelik hedef ise “DEAŞ” oldu.

Rus müdahalesi oyunun kurallarını değiştirmeye yetti. Suriye rejiminin devrilmesi artık mümkün değildi. Üstelik Rejimin kontrol alanlarını genişletmesi ve çekilmiş olduğu birçok yerleri yeniden kazanması beklenir olmuştu. Nitekim Suriye muhalefeti, Rusya ve söz konusu üçgenden benzer bir darbe yemeden önce “DEAŞ” ve “Nusra” örgütlerinden ölümcül bir darbe almıştı. Dünya, “DEAŞ” gölgesinde yaşayan bir Suriye’yi kabullenemezdi. Bölge, bu türden bir Suriye ile birlikte yaşayamazdı. Böylelikle rejim kuvvetlerinin inisiyatifi geri kazanması sağlandı ve muhaliflerin üsler ve bölgelerden sökülmesinin kapısı aralandı.

Rusya iki hedefe doğru hareket etti.
Birincisi, Rejimin sahadaki askeri üstünlüğünü yeniden tesis etmesini sağlamak…
İkincisi, muhaliflerin ve onu destekleyen bölgesel ve uluslararası cephenin dağıtılması…
Bu bağlamda, Cenevre sürecini Soçi ve Astana süreçleri aracılığıyla etkisiz kılma arayışına paralel olarak, bazı alanlarda gerilimi azaltma adına ortaya atılan bazı Rus fikirleri de anlaşılabilir olmaktadır. Yine bu bağlamda, Moskova’nın bu yönde gerçekleştirdiği önemli bir atılıma dikkat çekmek gerekiyor. Zira Ankara’nın konumunun değişmesi ve Astana sürecine katılması sağlandı. Öte yandan Türkiye’ye, Afrin’deki Suriyeli Kürtleri disipline etme imkânı ve Suriye sınırında meydana gelen Kürt koridorunu yıkma hakkı ve Suriye topraklarında askeri noktalar oluşturma ve yayılma imkânı verildi. Büyük olasılıkla, Türkiye, bu yayılmayı daha sonra, yabancı kuvvetleri Suriye’den kaldırma konusunda yapılacak görüşmeler ciddiyet kazandığında bir pazarlık kartı olarak kullanacaktır.

Rusya ve İran, muhaliflere ve DEAŞ’a karşı savaşma hususunda ittifak yaptılar ve böylece sahadaki güç dengesini değiştirmeye çalıştılar. Fakat bu, tam bir uyum içinde oldukları anlamına gelmez. Rusya, Rejimin muhalifler karşısında askeri üstünlüğü kazanması ile ilgilenirken, İran, Suriye’deki varlığını kalıcı kılmak, Suriye’nin “İran Hilali” bölgesindeki varlığını derinleştirmekle ilgileniyor. Ayrıca Irak ile Suriye’yi geçtikten sonra İran’ı Akdeniz kıyılarına bağlayan kara yolunun pürüzsüz olması için bu geçişinin önündeki engelleri kaldırmak istiyor. Donald Trump’ın başkanlığa gelişi dengelerin değişmesine yol açmadı, ancak bazen karışıklığa neden oldu. Trump yönetimi, Rus liderliğinde sürdürülen devrimleri, -geciktirme ve itiraz etme dışında- sahada başarısız kılmak için bir programa sahip değildir. ABD, Suriye’yi kimin yöneteceği konusuyla pek fazla ilgilenmiyor. Meseleye sadece İsrail ve İran’ın bu bölgedeki varlıkları ve ne yaptıkları bağlamında bakıyor. “DEAŞ” ile yüzleşmenin eşiğinde ve Batı’nın Suriye’de büyük çaplı bir askeri müdahalenin bedelini ödemek istememesi üzerine, bölge ve Batılı ülkeler, şayet “İran Suriye” sini engelleyecekse “Rus Suriyesi”ni kabul etmeye yönelik gerçekçi bir seçim yapmayı başardılar. İsrail, İran ve müttefiklerinin işgal altındaki Golan’daki İsrail hatlarına yaklaşmaması konusunda Moskova’dan güvence almak için harekete geçti. Putin, İsrail ile olan ilişkiyi sağlam tutmaya ve -İsrail bakış açısıyla- güvenlik ihtiyaçlarını anlamaya büyük ilgi gösterdi, ancak gerekli güvenceleri sağlayamadı.

İsrail, Trump’ın İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekileceğini fark etmişti. Rusya’dan taleplerinin çıtasını yükseltti ve İran silahlarının Lübnanlı “Hizbullah” a devredildiğini vurgulayarak, İran’ı hedef alma katsayısını da artırmış oldu. Amerikan pozisyonunun değişmesi ve Washington ile Tahran arasındaki sıcak rüzgârların esmeye başlaması ile İsrail, İran’ın Suriye’deki askeri varlığını doğrudan hedef alma ve İranlıları öldürme safhasına geçti. Netanyahu hükümeti, Suriye’deki İran’ın askeri altyapısına büyük bir darbe vurmak için Golan Tepeleri’nde “sınırlı” bir İran tepkisi ortaya koydu.

Putin şimdiye kadar büyük bir savaşın patlak vermesini engellemeyi başardı. Ancak bu başarı tehlikelerden arınmış değildir. Suriye’de İran’la ayrı düşmek istemiyor. İstemesi halinde işi hiç de kolay olmayacaktır. İran nükleer programını, olası sonuçlarından dolayı destekleyemiyor. Amerika’nın nükleer anlaşmadan çekilmesi ile oyun giderek daha karmaşık bir hal alıyor.

Belki de Putin bu nedenden dolayı, Beşşar Esed ile bir araya geldiğinde, Suriye’de siyasi bir çözüme duyulan ihtiyacı vurguladı ve misafiri ile yaptığı yürüyüşte bu arzunu gösterdi. Fakat hem Suriye hem de Rusya’nın siyasi çözüme yönelik bakış açısı, Cenevre Deklarasyonunun metnini veya ruhunu yansıtmıyor. Sahadaki gelişmeler geçiş süreci de dâhil olmak üzere birçok şeyi ortadan kaldırmıştır.

Moskova, Şam ve Tahran üçgeninin yer aldığı karmaşık bir ilişkiler ağı ile karşı karşıyayız. Karşılıklı çıkarlar var, ancak vizyon ve hedefler eşleşmiyor. Bir çözüm arayışına yakınlaştıkça, farklılıklar daha da net ortaya çıkıyor. ABD-İran krizinin tırmandığı ve İsrail’in Suriye’deki İran askeri varlığını “yok etmek” istediğini açıkça ilan ettiği bir zamanda ilişkiler daha da karmaşık bir hal alıyor. Küçük bir savaş yavaş yavaş geliyor ve Rusya sadece bir seyirciye dönüşmüş durumda.
Soru şu, Suriye sahasındaki dengeler değiştikten sonra neler olacak? Moskova şimdi ne istiyor ve ne yapabilir?
Rus ve İran kanatlarına sıkı sıkıya sarılmış Rejim ne düşünüyor?
İran, ABD iradesini test etmek için Suriye ile bir tiyatro olarak mı ilgileniyor?
Yoksa Suriye, İran rolünü yok eden bir tuzağa mı dönüştü?
Putin Suriye’den dönen tabutların görüntüsünden hoşlanmıyor, ancak Suriye’de gerçek bir çözümün olmaması daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Muhaliflere ve DEAŞ’a karşı bir savaşa dalmak, Suriye’de barışı inşa etmekten daha kolay olduğu açıktır.