Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Tek kutuplu Dünya’dan Çok kutuplu Dünya’ya: Cenevre ve Soçi | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Rusya’nın konuştuğu ve konuşmaya devam ettiği Soçi Konferansı ya da tiyatrosu başarılı olursa Cenevre sayfası sınırlı da olsa kapanmış olacak. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, değeri ABD eski Başkanı Barak Obama tarafından bilinmeyen ve İran’a rehin olarak verilen Ortadoğu coğrafyasında baş rol oyuncusu olacak.

Şu anki Başkan Donald Trump, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasını öngören kışkırtıcı kararını ilan etmesi ve büyükelçiliğini oraya taşımayı vaat etmesiyle bu bölgeye olan ilgisini azaltmış oldu. Ayrıca almış olduğu bu kararla tüm Arapların ve dünyanın tüm kıtalarına yayılmış yaklaşık iki milyar Müslümanın duygularına ve düşüncelerine meydan okumuş oldu.

Amerikan başkanı ya dünyanın gerçeklerini ve uluslararası politikayı bilmiyor ya da Arapları ve onlarla beraber Doğu’daki Müslümanları ve Hristiyanları provoke etmeyi amaçlıyor. Bunu doğrulayan durum ise Beyaz Saray’daki Yahudi Hanuka bayramını, torunlarının babası olarak kutlayan damadı Jared Kushner’dir. Başından beri Ortadoğu çatışmasını çözmek ve Filistin davasını “sona erdirmek” için delege olarak atadığı bir Yahudidir…

Barack Obama, en sert Dışişleri Bakanı John Kerry ile birlikte, Mart 2011’de patlak veren Suriye krizini uluslararası boyutunu görmezden gelerek, yerel bir olay olarak ele aldı. Daha da kötüsü, Putin’e Suriye’de dilediği gibi at koşturma fırsatı verdi. Bu durum öyle bir noktaya vardı ki, bu Arap ülkesine Eylül 2015’te askeri seviyede müdahale edildi. Tartus deniz üssüne ek olarak “Hmeymim” ordu üssü kurularak Suriye’nin birçok bölgesinde yer alan havaalanları kontrol altına alındı.

Amerikalılar Rusya’nın Suriye’ye askeri, siyasi ve güvenlik açısından müdahalesine göz yummakla iktifa etmediler…

Bilakis İran’ın koşulları istismar etmesine ve zamanın fırsatını “kötüye kullanılması”na, bu şekilde tüm Arap bölgesi üzerinde baskı oluşturmasına ve bu Arap ülkesinin egemenliğine tam hâkim olmasına imkân sağlayacak esnek bir politika izlediler.

İran bununla da yetinmedi Lübnan’a hâkimiyet kurdu, Irak işgalini tamamladı ve Yemen’i kontrol etme çabalarına ek olarak bazı Körfez ülkelerine doğru etki alanını genişletmeye çabaladı.

Suudi Arabistan Arap İttifakı’nı kurmada acele etmemiş olsaydı, İran planlarının tamamını gerçekleştirmiş olacaktı. İran’ın Husiler üzerinden yaptığı ve artık herkes tarafından bilinen planlara karşı koyarak büyük başarılara imza attı. Ya İran’ın saldırıları durdurulacaktı ya da görmezden gelinip düzenbazlıklarına izin verilecekti.

Belki de Suriye’deki kötüleşen durum, Cumhuriyetçiler ve Beyaz Saray’a ulaşan Başkan Donald Trump’ın bu Arap ülkesine ve Orta Doğu’ya yönelik Amerikan tutum ve politikalarında bir yıl geçmiş olmasına rağmen önemli ve olumlu hiç bir değişiklik yapmamış olmasından dolayıdır. Durumu daha da tehlikeli hale getiren, ard arda gerçekleşen askeri darbelerin başlangıcı olan 1949’daki General Hüsnü Zaim darbesi ve Hafız Esed’in uzun Baasçı yürüyüşünün ardından “yoldaşları” ile yaptığı son darbeden sonra Sovyetler Birliğinin ve şimdiki Rusya’nın bölgeye yönelik stratejik hamleleri bağlamında sürekli bir Rus müdahalesinin olmasıdır.

1949’da dünya tek kutuplu değildi. 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana dünya iki kutuplu devam etti: Moskova, Washington ve etrafını çevreleyen küçük kutuplar.

Şayet ABD Barak Obama’nın yaptığı şeyi yapmayıp bölgeyi Rus saldırılarına terk etmeseydi, tek kutup gerçeğini uzun yıllar sürdürmüş olacaktı. Batı Bloğu ve Doğu Bloğu arasında, Kapitalist Batı ile Sosyalist Doğu arasında bir “soğuk savaş” yaşanıp çatışma şiddetlendiğinde; ABD, yararına olan stratejinin artık Çin ve İran merkezli olduğunu, Ortadoğu’nun artık eski önemini yitirdiğini düşündü.

Uluslararası siyasetten habersiz olduğunu kanıtlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın iktidara gelmesiyle işler daha da kötüye gitmeye başladı. ABD, NATO’nun ana direği mesabesindeki Türkiye’yi de Rusya sisteminin kucağına itti. Tabii ki bu, Suriye krizi üzerinde daha da olumsuz etkiler yarattı. Bu üçlü Rus-İran-Türkiye ittifakı bir gerçek haline geldi ve tüm bunlar, Suriyeli muhaliflerin uluslararası arenada sahipsiz kalmasına neden oldu. Bu mesele özellikle ilgili Arap ülkeleri ve Avrupa Bloğu tarafından hızlı bir şekilde ele alınmazsa, Suriye krizi uzun yıllar devam edecektir. Bu bölgenin tamamı karanlık bir tünele girebilir ve bazı ülkeleri sürekli ve yıkıcı iç savaşlara sürükleyebilir.

Rusya’nın, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan geri çekilmesinden sonra 1990’ların başında fiili olarak başlamış olan çöküşünden önceki Sovyetler Birliği’nin statüsünü geri kazanacağı çok açık, hatta kesin diyebiliriz. Dünyanın özelliği aslında çok kutuplu olmasıdır. Neredeyse dört asır tek kutup olarak devam ettikten sonra artık bu, açık ve somut hale gelmiştir. Bu durum Avrupa Bloğunu etkilemiş görünüyor. Zira Avrupa Birliği, korkarak da olsa, Donald Trump’ın Ortadoğu’daki çatışmayı körükleyecek Filistin davasındaki son kararını reddeden uluslararası duruşun yanında olmayı tercih etti. Küresel blokların geri kalanında olduğu gibi, Avrupa Birliği ülkeleri de Trump’ın işgal altındaki Kudüs şehri, Arap-İsrail çatışması ve Filistin sorununun üzerindeki kararları hususunda aynı şeyleri hissettiler. Bu kararlar aynı zamanda Araplar, Müslümanlar ve bazı Hıristiyanları, Rusya Federasyonu’na doğru itti. Eğer ABD dış politikada böyle öngörülemeyen bir şekilde yönetilirse, tek kutuplu dünyanın “yolculuğu” kısa sürede bitiş çizgisine kesinlikle ulaşmış olacak. Özellikle Ortadoğu sorunu hızlı bir şekilde çözülmezse, tüm ülkeleri olmasa da çoğu ülkeyi tehlikeli “dramatik” gelişmeler bekliyor.

Ruslar, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye krizinin çözümü için hazırladığı “2254” sayılı “Cenevre” formülünü sona erdirdi. Bu arada ABD Başkanı dış politikada doğaçlama kararlar almaya devam ediyor. ABD yönetiminde herkes kendi Leyla’sı için şarkı söylemekle meşgul. Herkes kendi sahip olduğu sembol ve inançlar üzerinden kasideler yakıyor. Hiç kimse diğerinin kasidesine kulak asmıyor. Pek tabii ki Trump’ın kasidesine de… Bu, tek kutuplu kozmik kutbun çöküşünün yakın olması ve dünyanın, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi, çok kutuplu bir dünyanın denklemine dönmesi gerektiği anlamına geliyor. Bunun kanıtı Rusya’nın Suriye’ye birliklerini yerleştirmesi ve Doğu Avrupa’da genişlemeye başlamış olmasıdır. Bütün bunlar Türkiye esir alındıktan sonra gerçekleşmiştir. Vaziyet tam da böyledir. Tek beklentimiz bütün bu gelişmeler karşısında biraz geç de olsa Amerika’nın uyanmasıdır. Burada “Ortadoğu” Suriye denkleminde temel ölçüt uluslararası yönü olan “Cenevre Çözümü”dür. Diğer bir alternatif de Rusya’nın bakış açısına göre şekillenmiş olan “Soçi Çözümü”dür. Ancak bu çözüm tek kutuplu dünyaya veda etmek anlamına gelmektedir. Aynı şekilde 1990’ların başından beri gafleti süreklilik kazanmış ABD’nin uluslararası siyasetteki tek yönlü ağırlığına veda etmek anlamına geliyor!