Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Trablus ne zamana kadar İhvan’a esir kalacak? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Gün geçmiyor ki Libya’nın başkenti Trablus’ta çocuklar, kadınlar ve yaşlılar, kendilerini dehşete düşüren ağır silahların sesi ile irkilmesin.

Libya’nın evlatları, bu belaya uğramış şehirde kullanılan tüm silah çeşitlerini tanır hale geldi. Artık silahları çıkardıkları seslerden ayırt edebiliyor ve türünü tespit edebiliyorlar.

Trablus, tüm Arap ülkelerini mahveden, yakıp yıkan, bozgunculuk çıkaran ve nihayet şimdi şahit olduğumuz hale sebep olan uğursuz İhvan’ın kanatları altında kente üşüşen milislere esir düştü.

2011 Şubat ayındaki hareketin ardından İhvancılığı zırh edinen milislerin kurulmasından bu yana İhvan ve benzerlerinin başkenti ele geçirmek üzere giriştiği yıkım ve egemenlik çabaları, farklık göstermektedir. Kaddafi rejimini ortadan kaldırmakla kalmayıp Libya devletinin altyapısını da yıktıktan sonra başkent ve Bab-ı Aziziye’yi ele geçirdiler.

Daha sonra Katar, sayısız silah ve para ile desteklediği İhvan-ı Müslimin ile Libya’da kaos hüküm sürsün diye Hamd Abdullah Fatis el-Merri’nin terörist yönetimini getirdi.

Hırsı ve başkent Trablus’u ele geçirmeye yönelik aceleciliği İhvan örgütünü, egemenlik ve etkinliğini yaymak üzere Libya dışından ama bölge sınırlarından farklı çıkarlar uğruna kendisine bağlı milisleri getirmeye itti. Amaç, bölge içerisinde sadık İhvancı milislerin oluşumundaki boşluğu kapatmaktı. Nitekim İhvan örgütüne ideolojik olarak değil de para için bağlanan milisler iş görmüyordu. Bundan dolayı Trablus dışından milislerin getirilmesi, İhvan ve kardeş örgütlerin başkent Trablus’ta oturan iki milyondan fazla nüfusu kontrol edebilmeleri için oldukça gerekliydi. Hele de bu nüfusun çoğunluğu, İhvan örgütünden ve onun uğursuz düşüncelerinden nefret ediyor ve varlığına karşı çıkıyorken.

2014 yılında başkenti tam anlamıyla ele geçirmek için başlatılan silahlı Libya Şafak Operasyonu, İhvan örgütünün seçimleri kaybetmesinin bir sonucu olarak giriştiği önleyici bir operasyondu ve amaç, örgütün seçim sandıklarında kaybettiğini silah zoruyla geri getirmek için müzakere edilmesini mümkün kılmak gibi aykırı bir olguyu dayatmaktı.

İhvan örgütü, başından beri ülkede, ordu ile boy ölçüşebilir bir güç olan ‘Kalkanlar’ ve polise denk ‘Yüksek Güvenlik Konseyi’ adı altında silahlı milisler oluşturmaya çalıştı. Her ne kadar örgütün ordu ve polis kurumlarını delip geçmesi zor olsa da. Zira örgüt, Libya şehirlerinin çoğunda özellikle de başkentte kayda değer bir taraftar kitlesine sahip olmadığının farkındaydı. Libya’nın genelinde toplumsal bir karaktere sahip olamadı. Vatandaşların şairane duygularını okşayan isimlere sahip silahlı milisler oluşturarak halka gücünü kabul ettirmeye çabaladı. İnsanlar bunun daha iyi koşullar için yapılan ve Arap Baharı olarak adlandırılan bir ‘devrim’ olduğunu zannettikleri için peşinden gitti. Öyle ya onlara çiçekler, güller ve pek çok hayır getirecekti. Gelin görün ki kargaşadan ve DEAŞ ve kardeşleri tarafından kullanılan kurban bıçaklarından başkaca bir şey getirmedi.

Önceki geçiş Hükümeti Başkanı Mustafa Abdulcelil’in itiraflarına göre İhvan ve milislerinin kontrolündeki Trablus Merkez Bankası’nın yöneticisi, İhvan örgütünün kurucu babası Ali Sallabi tarafından aday gösterilmiş. Abdulcelil, bu uğursuz örgütün üyelerini ‘ahit bozan’ olarak nitelendiriyor ve onların vatana değil de ideolojilerine bağlı olduklarını söylüyor.

Neredeyse her gün ateşlere ve milislerin silahlarına maruz kalan başkent Trablus, sadece etkinlik alanlarının bir kısmı üzerine yapılan çekişmelerle bile ateş altında bir şehre dönüştü. Öyle ki insanları ve çocukları, ağır silahlarla dehşete düşürülüyor.

İşte bunun için Trablus, Arap dünyası, Afrika ve uluslararası düzeyde bir işbirliğine muhtaç. Başta Merkez Bankası olmak üzere Libya devlet kurumlarının bu sapkın örgüt ve milislerine rehin olmaktan kurtulup egemenliğine kavuşması için bu şart. Aksi takdirde yani başkent ve Merkez Bankası’nın bu terör örgütünün kontrolünde kalması durumunda tüm bölge tehlikede olacak. Nitekim bu milisler, sözde İhvancı hilafet devletini kurmak adına terörü ihraç etmek için Libya’nın servetini kullanmaktan çekinmiyor. Trablus’un veya Libya’nın tamamının bu sözde devletin sınır çizgisini oluşturmayacağı da kesin.

Alman Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün yürüttüğü bir araştırma, Trablus’taki silahlı milislerin 2016 Mart ayında (önerilen başkanlık konseyinin) girişinden bu yana başkent Trablus’taki iktidarın eklemlerine sızdığını ve bu milislerin ‘Uzlaşma’ hükümetine olan bağlılıklarına rağmen başkentteki her şeyin kontrolünü ele geçirdiklerini ortaya koydu.

Bu yüzden Libya başkentinin İhvan-ı Müslimin’den kurtarılması, Libya’nın tamamen özgürleştirilmesi ve bu belaya uğramış ülkeye güvenlik ve istikrarın geri gelmesi demek oluyor. Bu ise ordu ve onun desteği olmadan gerçekleşemez.