Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Trump kararını uygulayacak ve ABD uzak topraklarına çekilecek mi? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

ABD Başkanı Donald Trump, ABD askerlerinin Suriye’den yakın bir zamanda çekilmesi konusunda gerçekten ciddiyse, -muhtemelen ciddi değil ve söylediği şey sadece Amerikalılara yönelik bir iç mesaj- Bu, Ortadoğu’yu Ruslara terk ettiği anlamına geliyor.

Daha da ötesi, ABD’nin 1956’da Süveyş Kanalı (Mısır’a karşı Fransız-İngiliz-İsrail üçlü saldırısı) öncesinde takip edilen “kendi içine kapanma” politikasına geri döndüğü ya da geri döneceği anlamına geliyor. Rusların ve İranlıların hayati alanları işgal etmenin çok ötesine geçtikleri mevcut koşullar altında bu aslında pek olası değil.

Trump seçim kampanyasında önceliğinin Amerikan içişleri olduğunu vurgulamıştı. Amerikalıların çoğunluğu, tüm bu çok maliyetli dışa yönelik dağılımın gerekli olmadığına ve Amerikan güçlerinin “DEAŞ” ve terörizmi ortadan kaldırıldığı sürece ülkelerine dönmeleri gerektiğine inanıyor. Tabii ki, ABD yönetiminin çoğunluğu bunun doğru olmadığını biliyor, aksi halde ABD, kuvvetlerini Afganistan, Irak ve Suriye’de şimdiye kadar bırakmazdı. Ayrıca, dünyanın en önemli enerji kaynakları rezervlerinin olduğu kanıtlandıktan sonra “stratejik” açısından daha da önemli hale gelen bu bölgeyi terk etmek, Rusların bu bölgede tek başına at koşturmasına ve Akdeniz’i bir Rus gölü yapmasına izin vermek mümkün değildir.

Belki de bu yönetimin sembol isimlerinden bazıları, Amerikalıların buradan ayrılmasının ve Orta Doğu’dan çekilmesinin Ruslar ve İranlılar arasındaki çatışmanın ve rekabetin kapılarını açacağına ve Rus baskısının İran’ı geri çekilmeye yani kendi ülke sınırlarına geri dönmeye zorlayacağına ve bölgedeki durumun 2003 öncesi hale geleceğine inanıyor olabilir. Bu, oldukça sığ bir bakış açısıdır. Çünkü Suriye’ye tamamen egemen olan Rusya, böylesi fantezi bir senaryoya ihtiyaç duymaz, Ayrıca İsrail faktörü bu hayali ve sanal denklemde kilit bir faktördür! Belki de bu “sakat” bakış açısının sahipleri tarafından dikkate alınmayan şey, İran’ın bu bölgede uzun soluklu bir faaliyet göstermesi ve bazı hedeflerini gerçekleştirmesi halinde ardından pek çok hedefi gerçekleştirmeye çalışacağıdır. İzleyeceği ilk hedef bir Şii hilali oluşturmaktır. Rusların bu meseleyle ilgilenmedikleri açıktır, zira ABD bu bölgeden ayrılıp okyanus ötesine çekildiği ve kendi içine kapandığı takdirde Ortadoğu’nun kontrolü Rusya açısından garanti hale gelecektir.

2003 yılından bu yana İran, bu bölgede gerçek ve fiili mezhepsel bir varlığa ulaşmıştır ve şimdi Suriye’de yeni bir mezhep haritası bulunmaktadır. Beşşar Esed’in yaptığı bir açıklamada, “bu çatışmada ne kadar büyük kayıplarımız olursa olsun, Suriye’nin ana bölgelerinde sosyal uyumu elde edersek ve çıkarlarımıza uygun bir Suriye’ye ulaşırsak, kazananların biz olduklarını düşünüyoruz” demişti. Doğu Guta’da olup bitenlerin sadece mezhepsel bir genişleme olarak görülebileceği açıktır. Bir sonraki adım ise daha fazla İran ve Afganlı Şii’nin buralara sevk edilmesidir. Şam ve çevresine yoğunlaşmaların nedeni Lübnan sınırına doğru bir koridoru tamamlamaktır.

Burada, İran’ın mezhepçi güdülerle gerçekleştirmeye çalıştığı “Şii Hilal” projesi, sadece Perslerin eski ulusal hesaplarını gerçekleştirmek için bir kılıf olduğu hatırdan hiç çıkarılmamalıdır. Şimdiye kadar, bütün Ortadoğu’daki gerçek düşmanlarının Araplar olduğunu ve Irak’ta Safevî genişlemenin bir Şii uzantısı değil, bir Persçi ulusalcı uzantısı olduğunu düşünüyorlar. Tüm bu uzun dönemler boyunca intikam alma duyguları hiçbir zaman uyumadı. Öncelikle “Zûkar” sonrasında “Kadisiyye” ve “Nihâvend”’in intikamıyla yaşadılar.

Başkan Trump, sürpriz bir şekilde, durgun bir havuza büyük bir kaya atmak gibi bir şey söyledi: “Biz, DEAŞ örgütünü yeniyoruz… Çok yakında Suriye’yi terk edeceğiz… Çok yakında… Çok yakında buradan çıkacağız… Ülkemize yani olmak istediğimiz yere döneceğiz.” Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın “Washington şu an için Suriye’den güçlerini çekmeyi düşünmüyor” şeklindeki yanıtı bu açıklamalarla çelişiyordu. ABD başkanının bu söylemi sadece iç siyasete yönelik bir hamle olduğu anlaşılıyor. Esas olan Dışişleri Bakanlığı’nın söylediğidir ve bu, yönetimdeki şahinlerin istediği şeydir. Onlar Ortadoğu’yu terk etmeyi ve onu Rusya Federasyonu’na ve İran’a bırakmayı kesinlikle düşünemezler. Bu şekilde bir şeyin olması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Ancak, Ruslar ve İranlılar arasında öngörülebilir bir gelecekte ciddi bir çatışma yaşanması mümkün olmasa da, devletlerarasındaki ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulu olduğu iyi biliniyor. Bu, Moskova ve Tahran arasındaki tüm uzlaşmanın, çıkarların çatışması halinde kaçınılmaz olarak tersine döneceği anlamına gelir. Ve bu çıkarlar kesinlikle çatışacak. Zira Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Suriye’de ve Orta Doğu’da İran’ın isteklerine aykırı gelecek beklentileri var. Açık olan şu ki, Putin, Sovyetler Birliği’nin bu bölgedeki ve Doğu Avrupa’daki eski etkisini geri getirmek istiyor. Bu, yalnızca anlaşmazlıkların oranını değil, ortak çıkarlar için bir araya gelen iki müttefikin arasındaki çatışmayı ve ayrılığı da kesinlikle artıracaktır.

Rusların, Doğu Şam’daki Guta Muharebesine askeri ve politik olarak tek başına girdiği unutulmamalıdır. İranlıların bu savaşa katılmasına izin verilmedi ve sadece medyada böyle bir görüntü verildi. Aynı durum Beşşar Esed rejimi için de geçerlidir. Zira kendisinin katılımı sadece görüntüde bir pehlivanlık olarak kaldı. Bütün kararlar ” Hmeymim ” üssünden ve Rus kuvvetlerinin kıdemli subaylarının eliyle alınmıştır.

Bu sadece bir varsayımdır. Donald Trump ABD’nin Suriye’den “çok yakında” geri çekildiği konusunda ciddiyse, Ruslara bu kritik “Süreç”te kolay bir zafer kazandıracaktır. Ve bu durum Türkiye’ye ve aynı zamanda İsrail’e silahı bir omuzdan diğerine taşımak için gerekçe sunacaktır. Devletlerarası ilişkilerde çıkarlar hâkimdir. Ortaya çıkan yeni çıkarlar bazı Arap ülkelerini de etkileyebilir. Bu durum, bu bölgeyi Rusya Federasyonu için hayati bir alan haline getirecek, tüm enerji kaynaklarına hâkim kılacak ve Akdeniz’i bir Rus gölü yapacaktır.

Avrupalılar ve yükselen ekonomik dev Çin’in bu sanal “senaryo” yu sadece izlemekle yetinmeyeceklerini belirtmek gerekir. Amerikalıların kendi uzak topraklarına çekilmeleri de zaten söz konusu değildir. Avrupalılar ve Çinliler de bu hassas “stratejik” bölgeyi Ruslara bırakmazlar. Rusların Suriye’ye müdahaleleri, Çarlık Rusya’sı ve Sovyetler Birliği dönemlerindeki emellerini yeniden canlandırdı. Zira bir dönem etkileri, uzak doğudaki Kuzey Kore’den uzak batıdaki Küba’ya kadar uzanıyordu.

Eski ABD Başkanı Barak Obama’nın en büyük hatası, Ortadoğu’nun ABD için artık hayati bir ilgi alanı olmadığını düşünmesi ve stratejik yörüngesini İran’a ve Çin’e çevirmesiydi. Bu dünyayı kendi dünyası gibi gören bir devlet için ölümcül bir hata ve aymazlıktı. Normalde bu ülkenin dünyanın her yerinde mevcut olması beklenir. Burada, Donald Trump’ın, Obama’nın yaptığı hatanın aynısını yapmasının bedeli ağır olacaktır. Ortadoğu, özellikle Amerika gibi bir süper güç için dünyanın en önemli bölgelerinden biri olarak kalmaya devam edecektir. Suriye ise Ortadoğu’nun kalbinde yer almaktadır.