Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Uluslararası yarışın kırmızı çizgilere yaklaşması | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Kırmızı çizgi, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu arasında konvansiyonel olmayan silahların kullanıldığı çatışmanın ortaya çıkmasıdır. Bu korkunç girizgahtan bazı okuyucular dehşete kapılabilir. Ama tarihi bilen ve izleyenler, politikada, özellikle uluslararası politikada, beklenmeyenin beklenmesi gerektiğini bilirler. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı William Perry Temmuz 2016 yılında yazdığı ‘Nükleer uçurumun kenarında’ adlı kitabında bu ihtimalden bahsetmiştir. Nükleer savaş için uzun yıllar arka odalarda hazırlık yapan Perry’nin özgeçmişine bakarak, ne yazdığını bilen biri olduğunu söyleyebiliriz. Yine son gelişmelere bakarak böyle bir çatışmanın gerçekleşmeye yakın olduğunu da söylemek mümkündür. Patlamanın ne zaman olacağı, tesadüfen mi yoksa inat yüzünden mi olacağı bilinmiyor.

Böyle bir çatışmanın iki ucunda, kişilikleri, özgeçmişleri ve genel tutumları itibariyle çatışmaya uygun iki kişi bulunmaktadır; Donald Trump ve Vladimir Putin. İkisini gözlemleyenler, iki liderin de yanlış okumalara, karşısındakini yanlış anlamaya dayalı ve çatışmaya yatkın olduklarında hemfikirdir!

Bir çok kişinin analizinde, Amerikan medyasında,akademik çevrelerde dahi Trump, bir Amerikan başkanından beklenen ve kabul edilen tüm standartları aşan bir başkandır. Bazıları Trump’ın standartları kırıp geçmesini takdir etmektedir, zira; onlara göre, bu standartlar uygulanması farz olan yasalar değil, Amerikan elitlerinin ortaya koyduğu ve zamanla karşı çıkılması zararlı olacağı düşünülen geleneklerdir.

Tarih boyunca, özellikle yakın tarih içinde etkin politikacıların davranışları araştırılırsa, politikanın maceraya tahammül edemeyeceği inancının yaygınlığından olsa gerek,etkili politikacıların meslektaşlarını korkuttukları görülür. Halbuki araştırmalar, bu liderlerin çoğunun macerayı sevdiklerini gösterdi. Kendi milletini ve dünyayı değiştiren devlet adamı, ikinci dünya savaşında İngiltere Başbakanı olan Winston Churchill’i örnek olarak ele alalım; yirminci yüzyılın başlarında başarılı işlere imzasını atmış olan Churchill, Hindistan’ın özgürlüğüne karşı çıkmış dolayısıyla düşmanları tarafından ‘akılcı olmamakla’ suçlanmıştır. Churchill, Hindistan’ın bağımsızlığına o denli karşı çıkmıştır ki, bu uğurda parti değiştirmiş ve geçen yüzyılın otuzlu yıllarında siyaset sahnesinden uzak kalmıştır. Çağdaş politikacılarla bir çok konuda ters düştüğü için marjinalleşmeyle yüz yüze kalmıştır, ama bir konudan asla vazgeçmemiş ve taviz vermemiştir; Almanya’da yükselen Nazi fikirlerinin tehlikesine karşı insanları uyarmaktan. Buna karşın İngiliz politikacıların çoğu, Adolf Hitlerin yayılımcı arzusunun doyurulması için Avrupa’da birkaç yerin verilmesini ve Churchill’in hem Almanya hem Hindistan konularında yanlış düşündüğü savunuyorlardı. Başta Avrupa’nın barış sürecine gireceği düşünülürken herkesin yanıldığı ortaya çıktı ve herkes İngiltere’nin kurtarılması için Churchill’in başa getirilmesini istedi!

Standartlar ve yasalar dışına bariz şekilde çıkmasına rağmen, Amerika’nın İncil Kemerindeki (Bible Belt) ana şehirlerin Trump’a, onun yabancı karşıtlığına, Amerikan ekonomisi ve iş imkanlarına olan bağlılığına olan destekleri hala sürüyor. Bu desteğin kişisel davranışları veya medyaya olan düşmanlığından etkilenmediği de görülüyor.

Rusya’nın son seçimlerde Trump’a yardım edip etmediği tartışması hala sürüyor ve ABD içinde Trump karşıtı ispatlanamamış bir mesele olarak yankı buluyor. Hillary Clinton’un seçimlerden önce yayınlanan oto biyografisinde açıkça ifade ettiği Putin karşıtlığından dolayı Rusya’nın Trump’ı tercih ettiği, Clinton’a nazire olsun diye Rusya’nın seçim sonuçlarını kutladığı da biliniyor! Bununla birlikte; Moskova’nın doğrudan veya dolaylı olarak Demokrat Partinin seçim serverine (bilgisayarına) girerek Bayan Clinton’un özel e-maillerini ifşa ettiği ve özel e-mail skandalına yol açtığı bilinmektedir! Rusların Trump’ın kazanması için değil de Hillary Clinton’u zor duruma sokmak için müdahale ettiği kanısı Washington’da yaygınlık kazanmaktadır!

Amerika Birleşik Devletleri’nin Ruslara karşı yürüttüğü savaş, Ukrayna, Kuzey Kore ve Orta Doğu olmak üzere üç bileşenlidir. Pyongyang’ın ABD ile yapacağı müzakerelerin -eğer yapılırsa- Kuzey Kore için bir zafer olacağı varsayımı yanlıştır. Trump’ın kullanmakla tehdit ettiği kırmızı buton veya düğme Pyongyang’ın çatışmaya girmeyi yeniden düşünmesine neden oldu, zira; Kuzey Kore’nin Amerika Birleşik Devletleri ile girişeceği savaştan mağlup çıkacağını tahmin etmede zorlanmadı! ABD Ukrayna’da ekonomik yaptırımlarını sıkılaştırıyor, Rusya’ya karşı halkayı daraltıyor. Ortadoğu’da ise ABD, Rusya’nın ajanı olan İran’a karşı yaptırımlarını arttırmakta! Çatışma çizgilerinin belirlendiği ve çizildiği günler yaşıyoruz.

Sayın Vladimir Putin, zor razı edilen ve zor yatıştırılan politikacıların başka bir versiyonu. 2008 yılında Batının yalnız bıraktığı Gürcistan’ın Osetya bölgesini işgal etti. 2014’te Kırım’ın kontrolünü ele geçirdi. “Obama rasyonalizmi” döneminde ise, önünde duracak hiç bir güç olmadığından Suriye halkını tasfiye savaşı başlatmıştır. Daha sonra İngiltere’de son zamanlarda yaptığı gibi, hem yerli hem yurtdışındaki muhalifleri tasfiye etmeye başladı. Bu, Batı toplumlarında yüksek sesli bir uyarının yankılanmasına neden oldu. Putin yönetimi, son olaylar sayesinde, uluslararası hukuka ve diplomatik normlara çok az saygı duyduğunu tescil etmiş oldu.

Putin, görevinin Rus milliyetçiliğini uyandırmak ve bu milliyetçiliği Batı’dan öç alarak güçlendirmek olduğuna inanıyor. Putin, hamlesinin başlangıcında bir yandan Batı’nın geri çekilmesine, öte yandan muazzam bir petrol ve gaz zenginliğine dayanıyordu. Petrol ve gaz fiyatlarındaki düşüş, Batı şirketlerinin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri, Batı’nın Rusya’nın gazına olan bağımlılığını yakında azaltacağını gösteriyor! Putin’in gücü üç unsura dayanmaktadır; Rus milliyetçiliği ve geçmişiyle gurur duymasının etkisiyle sınırlarını genişletmesine, Batı’nın kabuğuna çekilmesine ve Ortadoğu’daki müttefiki olan İran’a.

Açıkladığım sahne bir çatışma sahnesi olup, Soğuk Savaş sahnelerinden dahi daha tehlikelidir. Soğuk savaş döneminde, özellikle 1962 yılı Küba krizinden sonra iki kamp arasındaki sınır çizgileri açıkça belirlenmişti. Bugün, iki kuvvet arasındaki anlayış yokluğunda, oyunun kuralları belli değil. Ondandır ki, bugün çatışma bölgelerinin kenarlarında savaşlar ortaya çıkıyor. Yakın zamanda patlayıcının ateş alması bir an meselesidir! Geçen hafta Putin’in yeniden seçilmesi üç seçenekten birinin ortaya çıkacağı anlamına geliyor: İlki, Putin’in yeniden seçilmiş olmasının rahatlığıyla seçmenin kendisinden ve politikalarından memnun olduğunu düşünmesi. Dolayısıyla aynı politikaların devam edilmesi gerektiği kanaati. Bu da yeni bir çatışmaya yol açacaktır. İkinci olasılık ise, Putin’in sahneyi farklı okuması, Batıyla ortak zeminde buluşmaya çalışması. Bu da Suriye’de siyasi çözüme ulaşmak ve İran’ın Arap topraklarındaki emellerinin frenlenmesi anlamına gelir. Üçüncü bir olasılık ise Obama rasyonelliğinin Washington’da hala hakim olduğunu düşünmesi, ki o da yanlış okumaya ve kırmızı çizgileri aşmaya yol açacaktır. Önümüzdeki haftalar ve aylar içinde hangi seçeneğin ağırlık kazanacağını göreceğiz.

Son söz:
Yeni teknoloji kullanımı çok hızlı değişikliklere neden olur, hem kişisel, hem uluslararası hem de ekonomik ilişkilerde!