Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Uluslararası yönetimler meydan okuma düzeyinin altında | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bizden birisinin yerel, bölgesel ve uluslararası politik gelişmelerin Arap dünyasında yanlış analiz edildiğini kabul etmemesi abes bir burumdur.

Evet, yanlış analiz ve bazen de yanlış anlama mevcut. Fakat insaflı bir analistin bütün sorumluluğu Arap insanına, Arap siyasetçisine ve (eğer bu terimi kullanmak mümkünse) Arap siyasi rejimine yüklememesi adil bir şeydir.

Ülkelerimizde hızlı nüfus gelişiminin ağırlığı altında kalan ve özellikle de nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerde doğal kaynakların azlığından sıkıntı çeken eğitim sistemleri var. Aynı şekilde bir yandan sonuçlarında acele davranan genç neslin isteklerini ifade etmek diğer yandan da gerçeklik, olgunluk ve çevresine karşı sorumluluk içerisinde ortak bir şekilde yaşamak için ehil siyasi kurumların ışığında peş peşe başarısızlıklar meydana geliyor.

Bütün bu ciddi problemler, sağlam siyasi stratejilerin ortaya çıkmasına fırsat vermiyor. Sonra Asya’yı Afrika’dan ayırarak bağları ortasından koparan İsrail tehlikesinin yanı sıra doğusundan batısına kuzeyinden güneyine kadar Arap dünyasında meydana gelen ve devam eden tehlikeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biz, İsrail ve İsrail’in arkasında yer alanlara karşı çatışmanın 70. yılını yaşıyoruz. Buna rağmen bizim ve aynı şekilde İsraillilerin ortak yaşam şeklinin gerçek bir şekilde tasavvur edilmesinden hala uzakta olduğumuzu düşünüyorum. Ahmet el-Şukeyri zamanından Yaser Arafat’ın tarihi tecrübesinden bugün Mahmut Abbas ve Hamas’a kadar birçok deneyimleri gözlemleyen kimse, iki taraf arasında herhangi bir barışın faydalı ve güvenli olmayacağı hususunda bir tür duyguya sahip olduğunu görür. İsrail tarafı, askeri ve yerleşim birimleri inşa etmeye devam ederek barıştan söz ettiği zaman Filistin tarafından ret geliyor. Ayrıca Filistinliler, teklif araştırmaya eğilim gösterdikleri zaman Arap ve İranlılardan bazı kimseler, Filistinlilerle rekabet ediyor, onları zor durumda bırakıyor ve onlara ihanet ediyor. Aksine Filistin tarafı, el sıkışmayı ve ortak yaşamı teklif ettiği zaman İsrail tarafında İzak Rabin’in katili Yigal Amir’in yaptığı gibi el sıkışmaya hazır olanları öldürmekle yetinmeyen kimseler var. Hatta öldürmekle yetinmeyip ılımlı Filistinlilere ya da Araplara şantaj yapmada ve güvenirliklerini yok etmede profesyonelleştiler. Bu konuda birçok örnek bulunuyor.

Bugün Filistin’den geriye kalan haritaya, çocuk hapishanesine ve halkın şeytanlaşmasına baktığımızda şu anki trajik durumla eş zamanlı olan politik fikirlere odaklanıyoruz. İki devletli çözüm hakkında konuşmalar arttıkça iki devletin yan yana kurulma olasılığının ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Bu olasılığın ortadan kaybolması, Likud’un yaptıklarının Filistin devletini yok ettiğinden dolayı değil aksine herhangi bir İsrailli siyasetçi ya da parti, gerçek bir barışa ciddi bir şekilde bağlı kaldığı ve vaat edilen nihai çözüm konusunda Kudüs’ün akıbetini araştırmayı kabul ettiği zaman kazanamayacak olmasından dolayıdır.

Bu tür şeyler, Arap ve tabi Filistin acizliğinin ve İsrail’in zorluklara karşı teamülleriyle ilgilidir. Fakat İsrail’in Lübnan ve Suriye’nin güneyinde işgal ettiği toprakların birkaç mil uzağında başka bir işgal yani İran’ın fiili işgali bulunuyor. Aslında mazur görenlerin “İran’ın silahlı varlığı” şeklinde ifade etmeyi tercih ettikleri İran işgali, daha geniş ve daha sağlam bir hal aldı. İran işgali, İsrail işgalinden daha uzun bir girdaba sahip olabilir. Özellikle de İran, kendisine bağlı mezhepsel çevrelere sahip bulunuyor. Bu çevreler, Arap dünyasının çeşitli bölgelerinde söz konusu işgali destekliyor ve bu işgalden istifade ediyor.

Dört Arap devletinde (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen) meydana gelen gelişmelere baktığımızda İran’ın sadece büyük bir nüfuza sahip olmadığını aynı zamanda bu anormal durumun küresel büyük güçleri endişelendirmediğini de görüyoruz. Sanki büyük güçler, bunun olmasını istiyor gibi görünüyorlar. Irak ve Lübnan’da yapılması planlanan seçimlerde İran’ın nüfuzu yasallaştırıldıktan sonra söz konusu İran’ın bu nüfuzu yakın gelecekte de devam edebilir.

Nükleer anlaşmaya götüren ABD müzakerelerinin üzerinden perde kaldırıldıktan sonra Tahran rejiminin aldığı çelişkili işaretler, Tahran’ı yayılmaya, radikalleşmeye ve komşularına karşı güçlü olmaya sevk ediyor. Görünüşte Washington’un tutumunda birtakım değişikliklerin fark edilmesine rağmen bugüne kadar Avrupalı güçler ve Rusya, açık bir şekilde İran’ın yanında yer aldı. Bu tür tutumların sonuçları, Arap ve İslam dünyasında ılımlılığı teşvik etmesi mümkün değildir.

Sonra Türkiye…

Bugün yeni Osmanlı Türkiye’si, Atatürk ve Atlas Türkiye’sinden farklıdır. Türkiye, İran gibi uluslararası büyük devletlerden özellikle de soğuk savaşın birinci müttefiki ABD’den çelişkili mesajlar alıyor. Sonuç gördüğümüz gibi Türk yönetimi, çeşitli sebeplerden dolayı şu an önceliklerinde ve alternatiflerinde bocalıyor. Bu sebeplerin başında şunlar yer alıyor: Avrupa, Türkiye’yi kendisinin bir ortağı olarak görmeyi reddediyor. Türkiye, Kürt endişesinden dolayı ABD’nin reddiyle karşı karşıya kalıyor. Türkiye, Ortadoğu’nun doğusunda yer alan ülkelerde, Kafkaslarda ve Orta Asya’da eski Osmanlı sahasında aktif bir rol oynamasından dolayı Rus reddiyle karşılaşıyor.

Öyle görünüyor ki Avrupa, İslami uzantılara sahip olan Müslüman insan kaynağını kabul etmeyecek. ABD’nin bağımsız bir Kürt yapısına ya da otonom yönetime karşı Türkiye’nin endişesine yönelik empati kurmadığı görülüyor. Ankara, gelecekte bu bağımsız yapının Türk devletini parçalayacak beşeri bir bombaya dönüşeceğinden korkuyor. Washington’un Kürtlerin Kuzey Irak’ta başarısız olmalarına rağmen Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin rolüne bağlı kalmaya devam etmesi, Ankara ve Tahran arasındaki ortak paydayı oluşturuyor. ABD’nin büyük Kürdistan’a oynaması, iki başkenti kışkırtmaktadır. Çünkü İran’ın da Kürtlerle ilgili kronik endişeleri bulunuyor. İşte bundan dolayı Türkiye ve İran’ın ortak paydaları, Irak, Suriye ve Lübnan’da Arapların hesabına bugün Rusya’nın fırsatçılığından yararlanıyor.

Yeni olan şey ise, Türk-İran siyasi ekseninin Yemen ve Kızıldeniz havzasında güneye doğru uzanmasıdır. Yemen’in kuzeyinde Husi darbesi, tehlikeli bir gerilim noktası oluştursa bile bu hususta uluslararası güçlerin İran’ın yayılmacı projesinin boyutlarını uyarması tahmin ediliyordu. Bazı Arap ülkeleri, bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin parçası olan diğer yerlerde Türkiye’nin hattın içine girmesinden kaygılanıyor.

Sonuç olarak Arapların endişesi, Kürtlerin istekleri ve aynı şekilde Türklerin ve İranlıların projeleri, uluslararası yönetimde meydana gelen boşluktan kaynaklanan salgılardır.

Kısacası büyük başkentlerde şu anki yönetimlerin bölgeyi ve dünyayı kuşatan tehlike seviyesinin altında yer aldığını söylemek gerekiyor.

Bize sorun… Biz, Ortadoğu halklarıyız.