Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Veliaht Prens: ‘Şeytan Üçgeni’ aşırılık yanlısı bir imparatorluk kurmaya çalışıyor | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Aynı zamanda Bakanlar Kurulu Başkanı ve Savunma Bakanı olan Veliaht Prens Muhammed b. Selman, Hitler’in İran lideri Ali Hamaney’e kıyasen daha iyi bir insan gibi göründüğünü söyleyerek İran rejiminin dünyaya egemen olmak için çalıştığını dile getirdi.

Prens, Suudi Arabistan’ın ‘siyasi, ekonomik ve istihbari faaliyetler yoluyla savaştan kaçınmak istediğini ve Avrupa’nın Hitler yüzünden şahit olduklarının Ortadoğu’da yaşanmasını istemediğini’ vurguladı.

Muhammed b. Selman ayrıca Tahran, İhvan-ı Müslimin ve terör örgütlerini içerdiğini söylediği ‘şeytan üçgeninin’ Müslümanları manipüle etme ve bölgeyi kontrol eden radikal bir imparatorluk kurma hedeflerine karşı konması gerektiğinin altını çizdi.

Veliaht Prens Amerikalı The Atlantic dergisinde dün yayınlanan röportajında ‘Krallığın Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının geleceğine yönelik endişeler taşıdığını ancak adil bir barış anlaşması çerçevesinde başka insanların varlığına herhangi bir itirazı olmadığını’ ifade etti.

Yemen’deki kriz hakkında ise, ‘çöküşün Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu tarafından başlatılan operasyondan bir yıl önce başladığını, darbecilerin meşru hükümeti devirmesinden sonra radikallerin Yemen’de bir sığınak kurmaya kalkıştıklarını’ söyleyerek; “Bu bir tercih meselesi değildir. Bu, bizim güvenliğimiz ve hayatımız ile ilgilidir” dedi. Konuşmasının devamında, “Suudi Arabistan nüfusunun yarısı kadınlardan oluşuyor, bizim dinimizde kadınlar ve erkekler arasında fark gözetilmez” ifadelerini kullanarak Krallıktaki kadınlara verdiği desteğe dikkat çekti. Şarku’l Avsat olarak röportajın tamamını sunuyoruz:

Suudi Arabistan’ın yapmayı vaat ettiği bazı şeyleri duymak güzel. Ancak hala ilk aşamada. Ülkeniz çok büyük ve kozmopolit bir ülke. Orada bir kültür değişimi gerçekleştirmek ciddi anlamda zor. İslam ve onun dünyada oynayabileceği rol hakkında konuşarak başlayabilir misiniz?

İslam barış dinidir. Bu İslam kelimesinin doğru tercümesidir. Rabbimiz, İslam’da omuzlarımıza iki sorumluluk yüklemiştir: ilki, iman ve iyi olan her şeyi yerine getirip asilikten kaçınmaktır. İsyan ettiğimiz takdirde Allah, hesap gününde bizi hesaba çekecektir. Müslümanlar olarak ikinci görevimiz îlâ-yı kelimetullah yani Allah’ın kelamını yaymaktır. 1400 yıl boyunca Müslümanlar, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Avrupa’da bunun için çalışıyorlardı ve Allah’ın güzel kelamını yaymalarına izin verilmiyordu. Bu mesajı yaymak uğruna savaştılar. Bu bizim görevimiz. Ancak siz de görüyorsunuz ki Endonezya, Malezya ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin birçoğunda Müslümanlar, Allah’ın kelamını yayma özgürlüğüne sahiptiler. Onlara ‘Buyurun, istediğinizi söyleyebilirsiniz ve insanlar da istediği şekilde inanabilir’ denildi. Yani demem o ki İslam kılıç zoruyla değil aksine Allah’ın kelamının barışçıl üslubuyla yayıldı. Şimdi ise şeytan üçgeninde…

Şeytan üçgeni?

Evet, birazdan açıklayacağım. Bu üçgende (İran, İhvan-ı Müslimin, terör örgütleri) Müslümanlar olarak görevimizin kendi anladıkları şekilde hilafeti yeniden kurmak olduğu fikrinin propagandası var. Onlara göre Müslümanların vazifesi, zor kullanarak kendi anlayışlarına ve hırslarına uygun bir imparatorluk kurmaktır. Ancak ne Allah ne de Peygamberimiz Muhammed bunu emretti. Allah bize kelamını yaymamızı emretti. Ve biz bu emri yerine getirmekten sorumluyuz. Bugün Müslüman olmayan ülkelerde her insan inanç özgürlüğüne kavuştu. Her ülkede dini kitap alma imkânı var. Mesaj ulaştırılıyor. Müslümanlara o güzel daveti yapma imkânı tanındığı sürece İslam’ı yaymak için savaşmak zorunda değiliz. Ancak şeytan üçgeninde Müslümanları manipüle etmek istiyorlar ve onlara Müslümanların vazifesinin onurları için İslami bir imparatorluk kurmak (şeytan üçgeninin tüm taraflarının çarpık ideolojisine uygun bir şekilde şiddet ve güç kullanarak) olduğunu telkin ediyorlar.

Üçgen hakkında konuşalım…

Öncelikle radikal Şii fikirlerini (Velayet-i Fakih ideolojisini) yaymak isteyen İran rejimini ele alalım. Onlar, bu fikrin yayılması durumunda Gaib İmam’ın ortaya çıkıp İran’dan dünyayı yönetmek üzere geri döneceğine ve İslam’ı ABD’ye kadar yayacağına inanıyorlar. 1979 İran Devrimi’nden bu yana her gün bunu dillendiriyorlar. Bu, yasalarında da tanınmış ve eylemleri ile ispatlanmıştır.

Üçgen ikinci kenarı, başka bir terör örgütü olan İhvan-ı Müslimin. Bunlar da devletleri kontrol etmek ve dünya çapındaki radikal liderliklerinin gölgesinde Halifeliği yaymak için demokratik sistemi kullanmak istiyorlar. Bu yapı daha sonra kendi mürşidleri tarafından yönetilen gerçek bir radikal imparatorluğa dönüşecek. Üçgenin diğer köşesi de el-Kaide, DEAŞ gibi teröristler tarafından tutulmuş. Bunlar her şeyi güç kullanarak yapmak isterler. Müslümanları ve dünyayı kendi aşırı ideolojileri ve kontrolleri altında olmaya zorlarlar. Bu noktada el-Kaide ve DEAŞ’ın Üsame b. Ladin ve Eymen ez-Zevahiri gibi liderlerinin hepsinin aslında İhvan-ı Müslimin Cemaati’nin üyeleri olduğunu söylemekte fayda var.

Bu üçgen, Allah’ın ve İslam dininin bize sadece tebliğ yapmayı emretmediğini buna ek olarak kendi radikal anlayışlarının hâkim olacağı bir imparatorluk kurmamızı da emrettiğini iddia ederler. Bu bizim şeraitimize ve anlayışımıza ters. Bilindiği üzere onların bu düşüncesi BM ilkelerine de aykırıdır. Kanunların farklı ülkelerde farklılaşması fikri, her ülkenin ihtiyaçlarına dayanır. Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Umman, Kuveyt, BAE, Yemen… Bu ülkelerin hepsi, bağımsız devletlerin kendi çıkarlarına odaklanması ve BM ilkelerine dayanarak iyi ilişkiler geliştirmesi düşüncesini savunuyor. Şeytan üçgeni ise bu fikre yanaşmıyor.

‘Vahhabilik’ ve İslam Mezhepleri

Hadi 1979’dan sonra böyle diyelim. Ancak 1979’dan önce de böyle değil miydi? Suudi Arabistan’daki birçok muhafazakâr grup petrol gelirlerini İslam’ın en fanatik ve aşırı kolu sayılan Vehhabi ideolojilerini ihraç etmek için kullanıyorlardı. Buna ‘İhvan’ düşüncesi ile uyumlu bir ideoloji nazarıyla bakılamaz mı? Her şeyden önce bu Vehhabi kavramını bize tarif edebilir misiniz?

Biz Vehhabilik hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Nasıl yani hiçbir şey bilmiyorsunuz? Siz Suudi Veliaht Prensisiniz. Elbette ki Vehhabiliği biliyorsunuzdur.

Hiç kimse bu ‘Vehhabilik’ terimini açıklayamaz.

Bu, İbn Abdulvehhab’ın 18.asırda kurduğu radikal köktenci bir hüviyete sahip ve Selefiliğin katı bir yorumu olan hareket…

Hiç kimse sizin Vehhabilik adını verdiğiniz bu şeyi tarif edemez. Vehhabilik diye bir şey yok. Biz, bizde Vehhabi olduğunu düşünmüyoruz. Suudi Arabistan’da Sünni ve Şii Müslümanlar vardır. Bizim inancımıza göre Sünni İslam’da 4 fıkıh mezhebi vardır. Bir de muteber şeriat âlimleri ile fetva meclisi. Evet, Suudi Arabistan’da bizim kanunlarımız İslam ve Kur’an’a dayanır. Hanbelîlik, Hanefilik, Şafilik ve Malikilik şeklindeki dört mezhep de kendi içlerinde bazı konularda farklılaşır. Bu sağlıklı ve bereketli olandır.

İlk Suudi Devleti niçin kuruldu? Peygamberimiz Hz. Muhammed ve dört halifesinin ardından Arap yarımadasında insanlar binlerce yıldır yaptıkları gibi yeniden birbirini öldürmeye başladılar. Ancak bizim ailemiz 600 sene önce henüz ilk Suudi Devleti kurulmamışken Diriye olarak adlandırılan sıfırdan bir şehir inşa ettiler. Daha sonra bu şehirden ilk Suudi Devleti ortaya çıktı ve yarımadanın en güçlü ekonomik bölgesi oldu. Gerçekliğin değiştirilmesinde yardımcı oldular. Diğer şehirlerin çoğu, ticaret için savaştılar ve kaçakçılık yaptılar. Ancak ailemiz diğer iki kabileye; ‘ticaret yollarına saldırmak yerine neden bölgenin korucuları olarak sizden faydalanmıyoruz?’ dedi. Böylece ticaret büyüdü, şehir büyüdü. Yol buydu. 300 sene sonra da yol hala bu. Daimi düşünce şuydu: Arap yarımadasında tüm büyük akil kimselere ki bunlar beraber çalışan komutanlar, kabile şefleri ve âlimlerdir, ihtiyacınız vardır. Onlardan biri Şeyh Muhammed b. Abdülvehhab idi. Ancak bizim ilkemiz önce insanların inancına daha sonra çıkarlarını sağlamaya dayanır. Bu çıkarlar da ekonomik çıkarlar gibi çıkarlardır; yoksa şeytan üçgeninde olduğu gibi yayılmacı ideolojik çıkarlar değil.

Suudi Arabistan’da ortak hareket noktalarımız var; hepimiz Müslümanız, hepimiz Arapça konuşuyoruz ve aynı kültür ve değerlere sahibiz. Şimdi aranızdan birileri çıkıp Vehhabilik hakkında konuşsa emin olun ki onlar ne söylediğinizi anlamaz. İbn Abdülvehhab ailesi (Âl-i Şeyh Ailesi), bugün meşhur oldu. Suudi Arabistan’da onun gibi binlerce önemli aile var. Bakanlar Kurulu’nda bir Şii bulacaksınız. Hükümette de bir Şii göreceksiniz. Aynı şekilde Suudi Arabistan’daki önemli üniversitelerden birinin başında da bir Şii’ye denk geleceksiniz. Bu yüzden biz İslami mezheplerin ve ekollerin bir karmasına sahip olduğumuza inanıyoruz.

Peki, radikalleri finanse etmek?

Finansman hakkında özellikle de 1979 öncesinden konuşacaksak Soğuk Savaş hakkında konuşalım. Komünizm ABD’yi, Avrupa’yı ve bizi tehdit ederek her tarafta yayıldı. Mısır o dönemde buna benzer bir sisteme dönüştü. Biz iyi niyetle Komünizmden kurtulmak için kullanabileceğimiz herkesle çalıştık. İhvan-ı Müslimin de bunların arasındaydı. Suudi Arabistan’da kendilerine finansal destek sağlandı. ABD de onları destekledi.

Bu bir hata mıydı?

Eğer geriye dönebilsek yine bunu yapardık. O insanlarla bir kez daha çalışırdık. Çünkü biz komünizm gibi daha büyük bir sorunla karşı karşıyaydık. İlerleyen zamanlarda İhvan-ı Müslimin ile nasıl başa çıkabileceğimizi (doğru yola çevirmek) görmemiz gerekiyordu. Hatırlarsınız, ABD Başkanlarından biri, bu insanları özgürlük savaşçıları olarak nitelemişti.

Hareketlerini yönetmeye ve değerlendirmeye çalıştık. Ancak 1979 yılı geldi ve her şeyi havaya uçurdu. İran Devrimi, saf kötülük ideolojisine dayalı bir sistem yarattı. Halk için çalışmayan ve ilgili radikal ideolojiye hizmet eden bir sistem. Sünni dünyadaki radikaller aynı deneyimi olduğu gibi yaşamaya çalışıyorlardı. Mekke’de Mescid-i Haram saldırısına tanık olduk. İran’daki devrim haline tanıklık etmiştik. Mekke’de onu uygulamaya çalışıyorlardı. Çöküşü önlemek için her şeyi birbirine bağlı tutmaya çalışıyorduk. Suudi Arabistan ve Mısır’da terörle yüz yüze geldik. Suudi Arabistan’da olmadığı için çok erken bir vakitte Usame b. Ladin’in tutuklanmasını talep ettik. 11 Eylül olaylarına gelene kadar terörle savaşta çok şeye katlandık. Bu gerçek bir hikâye.

Ben 90’ların sonu 2000’li yılların başlangıcında Pakistan ve Afganistan’da çok vakit geçirdim. Dini okullara Suudi Arabistan tarafından kaynak sağlandığı şeklinde genel bir kabul vardı. Söylediğinize göre işler çığırından çıkmış gibi duruyor. Hükümetiniz ve aileniz ideolojik destek ve harcamaları kontrol etmedi. Bu iş sadece size değil dostlarınız ve müttefiklerinize de döndü ve zarar verdi. Eğer doğru anladıysam büyük projeniz ülkenizin serbest bıraktığı bazı şeyleri içine alma çalışmasıdır.

Soğuk Savaş döneminde İhvan-ı Müslimin ile çalışıldı. (ABD de Suudiler de) Her ikimiz de bunu yaptık…

Ben burada ABD’nin masum olduğunu söylemiyorum.

Bundan elde edilen çıkar yalnızca bizim için değil aralarında Amerika’nın da olduğu (ki siz de bilirsiniz) ortaklarımız için de geçerlidir. Bizim içlerine işleyen ve yollarını düzeltmeyi reddeden bu insanlara karşı koymaya çalışırken hayatıyla bedel ödeyen bir kralımız vardı: Kral Faysal, Suudi krallarının en büyüklerinden biri. İş radikal örgütleri fonlamaya gelince; Suudi Hükümeti’nin radikal grupları desteklediğine dair bir delil getirebilecek kimse varsa hodri meydan. Evet, Suudi Arabistan’da Suudi kanununa aykırı olarak bu terör örgütlerini maddi olarak destekleyenler var. Şimdi hapiste olan birçok insan var. Terör örgütlerine sadece kaynak sağladıkları için de değil; onlara destek verdikleri için. Katar ile bozuşmamızın sebeplerinden birisi de aramızda bulunan mali sistemi, Suudilerden kaynak toplamak ve onları radikal gruplara vermek için kullanmasına izin vermememizdir.

Siz Katar ile bir daha dost olamayacağınıza inanıyor musunuz?

Günün birinde bunun konuşulması gerekiyor. Ümit edelim ki çabuk anlasınlar. Bu onlara bağlı bir mesele.

İran ve onun ideolojisi hakkında alışılmadık bir açıklıkla konuşuyorsunuz. Üstelik Rehber’i Hitler’e benzettiniz. Onu Hitler gibi kılan şey nedir? Değil mi ki Hitler olabilecek en kötü insan.

Bence İran’ın Dini Rehberi’nin yanında Hitler iyi bir insan kalır.

Gerçekten mi?

Hitler, Rehber’in yapmaya çalıştıklarını yapmadı. Hitler, Avrupa’yı işgal etmeye çalıştı. Bu, kötü.

Evet, çok kötü.

Ancak, “Rehber” dünyayı ele geçirmeye çalışıyor. O zannediyor ki dünya onun mülkü. Her ikisi de kötü insanlar. O, Ortadoğu’nun Hitler’i. 20’li ve 30’lu yıllarda kimse Hitler’i tehlike olarak görmedi. Bu yaşanana kadar sadece birkaç kişi böyle baktı. Biz Avrupa’da yaşananların Ortadoğu’da da yaşanmasını istemiyoruz. Bunu siyasi, ekonomik ve istihbari faaliyetler yoluyla durdurmak istiyoruz. Savaştan kaçınmak istiyoruz.

Sizce sorun mezhepçilik mi?

Söylediğim gibi, Şia Suudi Arabistan’da doğal bir hayat sürüyor. Bizim Şii mezhebiyle sorunumuz yok. Bizim İran rejiminin Velayet-i Fakih ideolojisi ile sorunumuz var. Sorun da şu ki, bize göre onların bizim içişlerimize karışma hakkı yok ve buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz.

Bu konuda Donald Trump ve Barack Obama hakkında bir şeyi merak ediyorum. Öyle görünüyor ki siz Donald Trump’ın bu meseleyi Barack Obama’dan daha iyi anladığını düşünüyorsunuz.

İkisi de meseleyi anladı. Ancak öyle sanıyorum ki Başkan ve Barack Obama’nın farklı yöntemleri var. Başkan Obama, İran’a açılma fırsatı verilirse değişeceğine inanıyor. Ancak bu ideolojiye dayalı bir rejimle yakın bir gelecekte açılması mümkün değil. İran ekonomisinin yüzde 60’ını Devrim Muhafızları yönetiyor ve nükleer anlaşmanın sağladığı ekonomik yararlar halka ulaşmıyor. Anlaşmadan sonra 150 milyar dolar almıştı. Bu paranın kullanılmasıyla yapılan bir konut projesinden bahsedebilir misiniz? Yalıtılmış bir yer? Bir sanayi bölgesi? Peki ya inşa ettikleri bir otoyol ismi verebilir misiniz? Benim onlara tavsiyem ve sorum: Lütfen 150 milyar doların bir kısmı ile bir otoyol inşa ettiğinize dair delil gösterin. Suudi Arabistan bu anlaşmanın İran’ı değiştirmesine yüzde 0.1 ihtimal veriyor. Barack Obama’ya göre ise bu ihtimal yüzde 50. Ancak başarı oranı yüzde 50 bile olsa bu riski alamayız. Zira diğer yüzde 50, savaş ihtimalidir. Bizim savaşı içermeyen bir senaryoyu oynamamız gerekir.

Biz, İran’ın bu operasyonlarının önünü alıyoruz. Afrika, Asya, Malezya, Irak, Lübnan ve Yemen’de bunu yaptık. İnanıyoruz ki bunu yaptığımızda sorunlar İran içlerine taşınacak. Rejim çöker mi çökmez mi, onu bilmeyiz. Hedefimiz bu da değil. Ancak eğer rejim çökerse bu büyük bir iştir ve onların sorunudur. Hâlihazırda Ortadoğu’da olası bir savaş senaryomuz var. Bu noktada risk alamayız. Daha sonraki acı verici kararlardan kaçınmak uğruna şimdi acı veren ciddi kararlar almalıyız.

Acı verici kararlar derken, Yemen’deki durumu insani felâketlere sebep olan askeri operasyonlar yoluyla daha kötü bir hale mi getireceksiniz? Sizin orada gerçekleştirdiğiniz bombalama eylemlerine yönelik haklı birçok eleştiri var.

Öncelikle, delillere ve gerçeklere dayanmalıyız. Yemen’in çöküşü 2015 yılında değil 2014’te başladı ve bu da bizim raporlarımıza göre değil BM raporlarına göre. Yani çöküş bizim kampanyanın başlamasından bir yıl önce başladı. Yemen’de meşru hükümete bir darbe yapıldı. Öte yandan el-Kaide, bu adımı çıkarları doğrultusunda kendi fikirlerini yaymak için kullandı. Suriye ve Irak’taki radikallerden kurtulmak için savaş verdik. Daha sonra Yemen’de bir sığınak oluşturmaya başladılar. Yemen’deki radikallerden kurtulmak, Irak ve Suriye’dekilerden kurtulmaktan daha zor sayılabilir. Bizim kampanyamız meşru hükümete destek olup istikrarı getirmeye odaklı. Suudi Arabistan, Yemen halkına yardımcı olmaya çalışıyor. Nitekim Yemen’in en büyük destekçisi de Suudi Arabistan’dır. Hükümet tarafından yönetilmeyen yüzde 10’luk alanda bu yardımları manipüle edenler ise Husilerdir.

Burada olayı basitleştirmek için söylemek istediğim şey şudur: Ortadoğu’da bazen iyi kararlar ve kötü kararlarınız olmaz; kötü kararlar ve daha kötü kararlarınız olur. Bazı durumlarda kötü seçeneği tercih etmemiz gerekir. Suudi Arabistan olarak biz, bize bu sorular yöneltilsin diye buraya gelmiş olmak istemiyoruz. Biz istiyoruz ki bize ekonomi, ortaklıklar, Amerika’daki yatırımlar ve Suudi Arabistan’daki kalkınma hakkında sorular sorulsun. Hayatımızı Yemen hakkında tartışarak geçirmek istemiyoruz. Bu tercih meselesi değildir. Bu, bizim güvenlik ve yaşamımız ile ilgilidir.

Kadınların eşitliğine inanıyor musunuz?

Dinimizde kadın erkek ayrımı gözetilmez. Kadınların ayrı sorumlulukları vardır, erkeklerin ayrı. Fakat eşitlik anlayışımızda farklı biçimler söz konusu. Mesela Suudi Arabistan’da kadınlara erkeklerle aynı miktarda para ödenir. Bu düzenlemeler özel sektöre de uygulanacak. İnsanlar arasında ayrım yapmak istemiyoruz.

Peki, kadınlara yönelik velayet kanunları? Onları kökten değiştirmek ister misiniz? Bence herkes kadınlara sürücülük izni veren kararınızdan etkilendi. Bununla birlikte birçok Amerikalıya göre asıl mesele kadın eşitliğinin önündeki temel engeller.

1979 yılından önce sosyal alışkanlıklar daha esnekti. Krallıkta velayet kanunları yoktu. Ben peygamber dönemindeki çok uzun bir zaman öncesinden bahsetmiyorum. 60’lı yıllarda kadınlar (güvenli bir yol arkadaşlığı içinde oldukları sürece) erkek velileri ile yolculuk yapmak zorunda değillerdi. Bu şimdilerde oluyor ve biz ailelere ve kültüre zarar vermeden bunun için bir çözüm yolu bulmayı umuyoruz.

Bu kanunları iptal mi edeceksiniz?

Suudi Arabistan’da muhafazakâr birçok aile var. İç anlayışlarında ve yaşayışlarında farklı birçok aile var. Kimi aileler, aile fertleri üzerinde mutlak otoriteye sahip olmak isterken, kimi kadınlar erkeklerin tahakkümü altında olmak istemiyor. Bunu iyi bir şey olarak gören aileler de var. Kadınlara ve kızlara istedikleri özgürlüğü sunan açık görüşlü aileler de. Bunun için bu soruya evet desem, bu, kızlarına özgürlük vermek istemeyen aileler için sorun yaratmış olmam demek. Doğrudur, biz evrensel kültürün bir parçası olmak istiyoruz ama bu demek değildir ki Suudiler, kimliklerini kaybetmek istiyorlar. Biz (etkilenmeden) evrensel kimlik ile kültürümüzü bütünleştirmek istiyoruz.

Şimdi değerler ile alakalı bir sorum var. Siz bizim ülkemizden tamamen farklı bir ülkeden geldiniz ve ülkeniz mutlak mülkiyete sahip. Yani insanların oy kullanma hakkı yok. Bedensel ceza ve idam cezası var. Yani pek çok Amerikalının sevmediği yöntemler.

Biz sizinle aynı değerlere sahip değiliz. Ama bence ABD’deki farklı eyaletler de tamamen aynı değerleri paylaşmıyor. Kaliforniya ve Teksas farklı değerleri taşıyor. Öyleyse, siz kendi içinizde aynı değerleri paylaşmıyorken bizden nasıl sizin değerlerinizle yüzde 100 ortaklık bekleyebilirsiniz? Elbette ki tüm insanlığın paylaştığı ortak değerler mevcut. Ancak bir ülkeden başka ülkeye bir devletten başka devlete farklılıklar doğal olarak olur.

Peki, mutlak otoriteye ne demeli?

Mutlak otorite bir ülke için tehdit sayılmaz. Siz mutlak otoriteden sanki bir tehditmiş gibi bahsediyorsunuz. Mutlak otorite olmasaydı ABD’ye sahip olamazdınız. Nitekim Fransa’daki mutlak otorite, destekleriyle ABD’nin kuruluşunu sağladı. Mutlak otorite ABD için bir düşman değildir. Çok uzun bir süredir müttefiki.

Bu zekice bir yanıt. Ancak farklı bir konu.

Peki, her ülke her rejim insanların uygulanabilir olduğunu düşündüğü şeyi uygulamalıdır. Suudi Arabistanda binlerce mutlak otoriteden oluşmuş bir ağdır ve bir tane merkez mutlak otorite vardır. Kabilelerdeki şeyhler ve merkez başkanları gibi kabile mülkiyeti ve şehir mülkiyeti sistemlerimiz var. Onlar idare ediyorlar ve onlardan sonra da oğulları idare edecek. Bu yapıya karşı bir faaliyet, Suudi Arabistan’da büyük sorunlara sebep olur. Suudi bileşkesi sizin sandığınızdan daha karmaşık. Aslına bakılırsa kralımız mutlak otoriteye sahip değil. Gücünü kanundan alır. Bir kraliyet kararnamesi çıkarsa diyemez ki “Buna Kral Selman olarak ben karar verdim.” Kararnameleri okursanız öncelikle kralın bu kararı almasına izin veren yasaların listesini göreceksiniz. Bu arada Birleşik Krallık Kraliçesi herhangi bir yasayı değiştirmede mutlak güce sahiptir. Ama bunu kullanmaz. Yani iş karmaşıktır.

İnsanların kendi temsilcilerini oyladığı bir sisteme geçmek mümkün mü? İnsanlara kendilerini temsil edecek kişileri seçme hakkı tanırsanız işte değişim budur.

Benim yapabileceğim şey, Hukukun gücünü desteklemektir. Radikalizmin ortaya çıkmasına fırsat vermediğimiz sürece düşünce özgürlüğünü elimizden geldiğince destekliyoruz. Kadın haklarını –kontrollü bir şekilde- geliştirebilir, ekonomiyi iyileştirebiliriz. Bu yolda zorluklar var ancak yapılması gereken yapılmalıdır.

Amerikalı ziyaretçilerden biri bana Amerikalıların hedef ve yol arasındaki farkı anlamadıklarını söyledi ki bu gerçekten çok etkileyiciydi. Burada hedef kalkınma, hukuk ve özgürlüktür. Buna varmak için girilen yol ise Amerikalılara göre demokrasi iken Suudi Arabistan’da buna daha karmaşık olan sistemimizle varılır.

Gelin Ortadoğu’yu daha geniş bir şekilde konuşalım. Size göre Yahudi halkının atalarının vatanının en azından bir kısmında bir ulus devlet kurma hakkı var mı?

Ben genel olarak her halkın herhangi bir yerde kendi barışçıl ülkesinde yaşama hakkına sahip olduğuna inanıyorum. Filistinliler ve İsrailliler’in de kendilerine has topraklara sahip olma hakları var. Ancak herkes için istikrarın temin edilmesi ve halklar arasında doğal ilişkilerin kurulması için adil bir barış anlaşması olmalı.

İsrail’in varlığına dini temelde bir itirazınız yok mu?

Kudüs’teki Mescid-i Aksa ve Filistin halkının geleceğine yönelik dini endişelerimiz olduğunu kabul ediyorum. Bu var. Ama adil bir barış anlaşması çerçevesinde diğer insanların varlığına dair herhangi bir itirazımız yok.

Suudi Arabistan geleneksel olarak birçok antisemitist propagandanın üretildiği bir yerdi. Siz ülkenizde antisemitizm ile bir sorun olduğunu düşünüyor musunuz?

Ülkemizin Yahudilerle bir sorunu yok. Peygamberimiz Hz. Muhammed Yahudi bir kadınla evlenmişti. Yahudi bir arkadaşa sahip olmak bir yana Yahudi birini eş olarak aldı. Komşuları Yahudi idi. Suudi Arabistan’da Amerika’dan ve Avrupa’dan iş için gelen Yahudiler var. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında bir sorun yok. Bizim de dünyanın herhangi bir yerindeki insanlar arasında var olan türde sorunlarımız var. Son derece sıradan sorunlar.

İran’ın sizi İsrail ile yakınlaştırdığını düşünüyor musunuz? İran olmadan da İsrail ile ortak başka çıkarlara sahip olduğunuz bir durumu hayal edebiliyor musunuz?

İsrail büyüklüğüne kıyasla büyük ve gelişen bir ekonomiye sahip. İsrail ile paylaşabileceğimiz birçok ekonomik çıkar olabilir. Ne zaman adil bir barış varsa o zaman İsrail ile Körfez İşbirliği ülkeleri ve Mısır ve Ürdün gibi ülkeler arasında birçok çıkar olacaktır.

Gençliğinize dair meraklarım var. Bu, bir gence göre çok karmaşık bir sorumluluk değil mi?

Ben insanların hayatlarının son gününe kadar öğrenme faaliyeti içinde olduklarına inanıyorum. Bir insan her şeyi bildiğini iddia ediyorsa esasında hiçbir şey bilmiyordur. Yapmaya çalıştığımız şey çabucak öğrenmek, çabucak kavramak ve akıllı insanlarla kuşatılmaktır. Ben gençliğimin bir sorun oluşturacağını zannetmiyorum. En iyi yeniliklerin de gençlikten geldiğini düşünüyorum. Apple şirketi buna en iyi örnek. Apple şirketi, icatlarına yirmili yaşlarının başında başlayan Steve Jobs tarafından kuruldu. Bu durum, sosyal paylaşım sitesi Facebook için de geçerlidir ki kurucusu hala genç. Bence benim neslim çok daha fazla katkıda bulunabilir.

Steve Jobs’un sahip olduğu şeylerden biri özgürlüktü. Her şeyi yapmanızın mümkün olduğu bir ülkede yaşadı. Herhangi bir insanın Suudi Arabistan’ı insan hakları ve özgürlük çerçevesinde herhangi bir şeyi yapabileceğiniz bir yer olarak tarif edebileceğini sanmıyorum.

Suudi Arabistan’da istediğiniz her şeyi yapabilir ve herhangi bir projeyi ticari alanda istediğiniz bir yolla geliştirebilirsiniz. Bu noktada düşünce özgürlüğü ile alakalı farklı ölçütler söz konusu. Suudi Arabistan’da aşamayacağınız üç çizgi var. Herhangi bir kimse bu çizgileri aşmadan istediğini yazıp, istediği konuda konuşabilir. Ve bu da hükümetin çıkarına değil halkına çıkarınadır. İlk çizgi, İslam’dır. İslam’ı kötüye kullanamazsınız. Bu Suudi halkının iyiliği içindir. İkinci çizgiye gelince… Mesela Amerika’da bir kişiyi, onun şirketini ya da bakanı ve bakanlığını eleştirebilirsiniz. Suudi Arabistan’da ise bakanlığı ve şirketi eleştirebilirsiniz ancak Suudi kültürünün bir gereği olarak kişisel tacizlere itiraz edilir. Onlar, işlerin kişiselleştirilmesinden uzak durmak gerektiğine inanırlar. Bu Suudi kültürünün bir parçasıdır.

Üçüncü çizgi, ulusal güvenliktir. Biz, Meksika, Kanada, Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus ile çevrili olan bir bölge değiliz. Aksine bizde DEAŞ var, el-Kaide, Hamas, Hizbullah, İran rejimi hatta gemileri kaçıran korsanlar var. Bunun için herhangi bir şey ulusal güvenliği tehdit edebilir. Suudi Arabistan’ı riske atamayız. Irak’ta şahit olduğumuz olayların Suudi Arabistan’da yaşanmasını istemiyoruz. Bununla birlikte halk, istediğini yapma özgürlüğüne sahip. Örneğin; sosyal iletişim ağları olan Facebook, Twitter ve Snapchat’e erişimi engellemedik. Hepsi tüm Suudilere serbest. Dünyada sosyal medyayı kullanım oranı en yüksek ülkeyiz. Hâlihazırda bazı ülkelerde olduğu gibi İran’da da sosyal medyaya erişim yasağı var. Suudiler ise dünyadaki sosyal paylaşım sitelerine erişim imkânına sahip.

Twitter’ın medeniyet açısından faydalı olduğu konusunda emin değilim. Ancak bunu sizinle bir sonraki tartışmaya bırakacağız. Çok teşekkür ederim.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kimdir?