Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Ya birlikte yaşam ya DEAŞ | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

DEAŞ örgütü, birlikte yaşam becerisinin kaybedilmesinden sonra zuhur etti. Sınırların bir kısmını yok etti, diğer kısmına sızdı. Sınırlar, binalar gibidir; daima korunma gerektirir. İhmal, yaşlanmasını hızlandırır, duvarlarını yıkar, kapılarını söker, pencerelerini yıpratır. Parti politikaları temellerini sarsar, güvenini yıkar ve kara bulutların çökmesine fırsat verir. Sınırları korumak için marşlar yetmez. Tecrübe der ki; dışarıdan bir yağma gelmeden önce sınırlar içten çöker. İçeride açılan gedikler yaklaşan fırtınalarla birlikte git gide genişler.

Bugün bölge devletleri DEAŞ’a peş peşe indirdiği darbeleri kutluyor. Hakkı da var. DEAŞ, bir çamur ve kan fırtınası. Zulüm ve karanlıktan yapılmış ağır bir perde. Onun bayrağı altında esaret ve yetimlik çekenlerin anlattıkları yürek burkuyor, dehşet saçıyor. Ancak kutlama yapmaktan daha önemli olan bir şey varsa; o da ibret almaktır. Bu iğrenç örgüt, toplumlarımıza paraşütle inmedi. İçerideki çatlaklardan sızdı ve seyyar savaşçılar da tecrübeleri ve nefretleri ile ona destek oldu. DEAŞ, içerideki hasta olmasaydı sınırları yağmalayamazdı. Milli irade parçalanmamış olsaydı, içeriyi mesken edinemezdi.

DEAŞ’a karşı askeri bir savaş vermek zor gibi görünüyor. İntihar eylemcileri, tüneller, bombalar ve beyinleri yıkanıp patlamaya hazır bombaya dönüştürülen gençler… Ama bu savaş, tüm önemine ve zorluğuna rağmen kapsamlı bir savaşın bir parçası. Kesin zafer, DEAŞ fikrine karşı kazanılan zaferdir. Bir diğer ifadeyle örgütün doğuşunu ve bu veya şu ülkeye yayılmasını kolaylaştıran şartları ortadan kaldırabilmektir. Bu mücadele sokaklarda, kulüplerde, ders kitaplarında, medyada ve cami çevrelerindeki faaliyetlerle desteklenmezse eksik kalır ve sonuç yıkıcı olur. DEAŞ unsurları, gizlenip fırsatını bekleyen yalnız kurtlar olarak pusuda yaşayabilir.

Bütüncül bir mücadelede önemli olan temel, zor ve belki acı verici olan birlikte yaşam kararını alabilmektir. İlk darbede çöken ve televizyon ekranlarını süsleyen, yüzeysel bir ortak yaşamdan bahsetmiyorum. Kastım, devletler içinde veya arasında gerçek anlamda bir ortak yaşamın yolunu tutmak. Kabul etmek gerekir ki Irak’ın bileşenleri arasındaki ilişkiler sağlıklı ve normal olsaydı; Bağdadi, bu ağır drama Musul’un kapılarını aralamazdı. Veya Suriye halkları normal bir devletin gölgesi altında sağlam ilişkiler geliştirebilseydi; DEAŞ, Suriye topraklarına sızıp halk ayaklanmasını ele geçirerek onu kanatamazdı.

Bu birlikte yaşam kararı, tüm dünya ile birlikte alınmalı. Güçlerin, etnik kimliklerin, bağılılıkların ve renklerin tüm çeşitliliğiyle; kendi rengimizi dünyaya dayatmadan veya dedelerimizin giysisini ve yaşam tarzlarını dayatmak bizim için imkansız hale geldiğinde, karşı tarafı patlatma ihtiyacı hissetmeden… Dünyayı kendimize benzetebileceğimize inanmak, hem onun hem bizim bedenimize patlayıcı yerleştirmenin en kestirme yoludur. Başkalarının farklı olma hakkını teslim edememek, bizi sonuçlarına katlanamayacağımız yıkıcı bir savaşın içine sokar.

Bize uymayan herkesi, düşman veya sapkın bellemek, sınır çizgilerinin koyulaşmasının habercisidir. Bu da tecrübelerinden ders çıkaran ülkelerin eriştiği gelişim düzeyini yakalamamız için ihtiyacımız olan iş birliğini engeller. Söz konusu ülkeler bu gelişmişliği, çeşitliliğin bir hak ve zenginlik kaynağı olduğuna inanarak elde ettiler. İnsanlığı, bir alternatif arayışına girmenin mümkün olmadığı tek tip düşünceye dayanarak kurtarmayı vazife edinmek, önümüze duvarlar örer ve bizi felakete sürükler.

Sınırların ötesindeki farklılıklarla bir arada yaşama kararı almadan önce, içerdekiler için bu kararı almalıyız. Her çeşitliliği bir tehdit veya suç saymak; iç savaşa, ortalığın mezbahaya dönmesine ve kimliklerin çiğnenmesine götüren ilk adımı teşkil eder. Başkasına; bir binada, köyde veya şehirde farklı olma ve çoğunluğa göre değil de yurttaşlığa göre iş gören bir devlette eşit ve güvende olma hakkı tanımalıyız.

Yüz binlerin ölümüne, milyonların mülteci olmasına sebep olan bu cehennemden çıkış ancak, bu kararı almakla mümkün olur. Bu karar alınmadan her zafer, bir süre sönüp sonra tekrar ateşlenecek bir fitil haline dönüşen bir tehdit olacaktır. Gerçek anlamda bir ortak yaşam kararı olmadan parçalanmış toplumlar, DEAŞ’a veya benzerlerine yine meydan verecektir. Gerçek ve modern bir devlet yapısı oluşturmadan, DEAŞ’a ve benzerlerine karşı nihai bir zafer elde etmek imkansızdır. Bir hukuk ve görev devleti. Yurttaşlığa dayalı ve farklılıkların hakkına saygı gösteren bir devlet. Kapsamlı bir kalkınma gerçekleştiren, bol eğitim fırsatları sunan, şeffaf ve sorumlu bir basın anlayışına sahip bir devlet.

Müdahaleci politikalar, nefret siyaseti güden parti devrimleri ve tarihsel hesapların tasfiyesi devam ettiği sürece bu cehennemden çıkış yok. Sınırlarımızı, başkentlerimizi ve toplumlarımızı zehirleyen ve bizi geleceğe taşıyan bağlamdan çıkaran intikamcı ve kısır siyasetleri çok tecrübe ettik. Bu kara delikte yüzmekte ısrarcı olmak, evlatlarımızı ve torunlarımızı gelecekteki harp ateşine odun etmekten ve ülkelerimizi işsizlik, fakirlik ve az gelişmişlik yükü altında ezilen kan havuzlarına döndürmekten başka bir anlam taşımaz.

Bizim sorunumuz DEAŞ ile başlamadı ki, ona karşı askeri bir zafer kazanmakla çözülsün. Bizim asıl sorunumuz çağı ve gelişmişliği yakalama imtihanında başarısız oluşumuz; geleceğe giden trene biniş biletinin parasını ödemek istemeyişimiz.