Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Yumuşak pragmatizm ile gerçek politikalar arasında Hindistan-İsrail ilişkileri | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Altı gün önce bir araya gelen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hintli mevkidaşı Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Tel Aviv’le artan etkileşimini gözden geçirdiler. Netanyahu ve Modi’nin en azından kameralar önündeki yakınlaşması, aralarındaki bitmeyen dostluk ve sevgiyi yansıttı. Son olarak Netanyahu’nun selefi Ariel Şaron’un on yıl kadar önce yaptığı ziyaretin ardından gerçekleşen bu ziyaret, Modi’nin, geçtiğimiz yıl İsrail’e yaptığı ziyaretten çok daha fazla dikkat çekti.

Bununla birlikte, analistler ve strateji uzmanları, genel ilişkilerin ardında daha gizli bir şeylerin yattığını düşünüyorlar. Hindistan-İsrail ilişkileri, yalnızca yapılan açıklamalardan ibaret sayılmamalı. Diplomatik ittifaklar, karşılıklı çıkarlara dayalı olarak formüle edilmiştir. Diplomatik açıdan, siyasi bağımsız kararlar olarak nitelendirilirler. Ancak bununla birlikte Hindistan, İsrail’in en yakın dostu rolünü üstlenemez.

İki taraf arasındaki ortak kazançlar

Hindistan’ın İsrail’e olan ilgisi, askeri alanda son dönemdeki gelişmeleri, silah satışları ve Hindistan-İsrail yakınlaşmasını da tetikleyen diğer askeri yeniliklerden kaynaklanıyor. Hindistan, İsrail’den yılda yaklaşık 1 milyar dolarlık silah satın alıyor. Hindistan hükümeti artık Tel Aviv ile savunma ve işbirliği anlaşmalarını açıkça ilan etmekten çekinmiyor. Aslında, İsrail’in Hindistan için askeri alanda bir marka olarak, ilham kaynağı haline geldiği görülüyor. Hindistan Ordusu, 2016’da Pakistan’ın suçlandığı Keşmir’in Uri bölgesindeki terör saldırılarına karşılık olarak sınır hattı boyunca ciddi saldırılar düzenlediğini bildirildiğinde Modi, Hindistan Ordusu tarafından gerçekleştirilen bu operasyonlardaki yeteneklerini İsrail Ordusu’nun yetenekleri ile karşılaştırmıştı.

Yeni Delhi’deki Siyasi Alternatifler Merkezi Başkanı Mohan Guruswamy yaptığı açıklamada açıkça, “İsrail tarafı bize veya başkasına hiçbir şekilde destek vermiyor. Tüm anlaşmalar nakit olarak ödenmekte, geri kalanı ise İsrail’in medyadan gelen ikiyüzlülüğüdür” ifadelerini kullandı.

Hindistan, bu ifadeyi doğrularcasına, Netanyahu’nun resmi ziyaretinden birkaç gün önce önce, İsrail yapımı 8 bin adet Spike anti-tank füzesinin satın alımını aniden iptal etti. Yaklaşık yarım milyar doları bulan anlaşma, Hindistanlı bir yerel üreticiye verildi.

Tel Aviv, Hindistan’ı sadece çeşitli alanlardaki teknolojiler için önemli bir pazar olarak görmüyor. Bunun yanı sıra, su, tarım, enerji, bilgi teknolojisi ve ar-ge gibi Hindistan’da bazı jeopolitik çıkarları da bulunuyor.

İsrail’in, gelişmekte olan ülkeler arasında dost olduğu ülkelerin sayısının az olduğu biliniyor. İsrail’in bir milyardan fazla nüfuza sahip Hindistan’la olan ilişkisi, İsrail tacında bir tüy gibi.

Gazeteci yazar Jyoti Malhotra konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Hindistan, İsrail’in kendisine çok şey sunabileceğini kabul ediyor. Yahudi devleti bugün sadece Yafa portakalıyla bile çok daha fazla ihracat yapıyor. Hindistan ise dört gözle, İsrail teknolojisinden ve güvenlik uzmanlığından yararlanmayı bekliyor. Ancak bunun karşılığında İsrail’e sunabileceği sadece bir pazardan bile daha az. Ancak Birleşmiş Milletler’de (BM) kullanılan oylarda çok değişiklik var. BM içerisinde 54 Afrika Devleti bulunuyor ve bunların yarısı, İsrail aleyhine olan kararlarda oy kullanmaktan kaçınmaya başladı. Bu da İsrail’in diplomatik konumunu büyük ölçüde geliştirecek” şeklinde konuştu.

Bu bağlamda Hindistan İsrail için potansiyel bir pazarı temsil ettiği için ve BM’deki oylamalarda değişiklik yapabilme ihtimaline karşı büyük önem taşıyor. Bu durum, aynı haklara sahip diğerlerini de etkileyebilir.

Pragmatik gerçekçilik

Netanyahu’nun Hindistan ziyareti, Yeni Delhi’nin, Aralık ayında BM Genel Kurulunda ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in daimi başkenti olarak tanımasına yönelik alınan karşı kararda İsrail aleyhine oy kullanmasının ardından gerçekleşti. İsrail bu adımı, Hindistan’ın uluslararası siyasette aktif bir oyuncu olarak ortaya çıkmasının, İsrail ve Filistin arasındaki ilişkiyi ayırabilmesinin ve Hindistan’ın kendi dış politikasının devam ettirmesinin bir işareti olarak gördü.

Dış politika için artık bir ilke haline geldiği söylenen pragmatizm, Hindistan’ı başka yerlerdeki çıkarlarını güvence altına almaya yönlendirdi. Hindistan’ın 2016-2017 yılları arasında Arap dünyasıyla gerçekleştirdiği ticaret hacmi yaklaşık 121 milyar doları buldu. Bu da Hindistan’ın toplam dış ticaret hacminin yüzde 18,3’lük kısmını karşılıyor ve İsrail ile olan sadece 5 milyar dolarlık ticaret hacmini aşıyor.

Gazeteci yazar Seema Guha konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Liderlerin kişisel yakınlık ve iyi niyetlerine rağmen, Hindistan ile İsrail arasında derin bir ayrışma var. ABD’nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanınması kararına karşı Hindistan, BM’deki uluslararası toplumun geri kalanıyla birlikte hareket etti” şeklinde konuştu.

Narendra Modi yönetimi altında Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve diğer Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri gibi Arap ülkeleriyle olan ilişkilere önem verdi ve hızlı bir şekilde gelişti.

İlginçtir ki, Modi, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu, Hindistan resmi protokolünü kırıp Delhi Uluslararası Havaalanı’nda kollarını açarak memnuniyetle karşılamasından 48 saat önce, Hindistan ve İran, Hindistan’dan lokomotif ve yük vagonları tedarik etmek üzere 600 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladılar. Hindistan Karayolu ve Ulaştırma Bakanı Nitin Gadkari anlaşma imzalandığı sırada yaptığı açıklamada, anlaşmanın, Çabahar Limanı-Zahedan demiryolunda tren taşımacılığı ile Hindistan’ın Orta Asya’yla ulaşım sağlama ve Çin’in Avrupa’nın ötesine geçişin, ‘tek yönü ve tek yolu’ olan Kuzey-Güney koridoru olma arzusu doğrultusunda liman gelişimini hızlandırdığını söyledi.

Hindistan’ın sessiz mesajının gayet açık olduğunu söyleyen Gazeteci yazar Jyoti Malhotra, İran’ın, geçtiğimiz hafta Çabahar limanı üzerinden gerçekleştirdiği üçüncü buğday sevkiyatı ile Afganistan’a olan nüfuzunu genişletme planında Hindistan’ın çok önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Ayrıca Hindistan’ın, İsrail’in İran’a karşı düşmanlığını ilan etmesini umursamadığını belirten Malhotra, “Hindistan, diğer Arap ülkeleriyle dostça ve samimi ilişkiler sürdürürken, İran’a karşı mesafesini dengede tutuyor. Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm Hindistan hükümetlerinin, Filistin ve Körfez ülkeleri ile olan ilişkilerinin ipleri hep başkalarının elindeydi. Başbakan Modi için de bu kuralda bir istisna sağlanmış değil” ifadelerini kullandı.

Çin faktörü

Hindistan-İsrail pragmatizmi tek şeritli bir yol değil. İkisinin de Çin konusunda farklı görüşleri var. İsrail, Çin’in girişimlerini memnuniyetle karşılarken ve bölgedeki ağlarını geliştirmesine katkıda bulunmayı arzu ederken, Hindistan’ın, Çin’in, Hint Okyanusu bölgelerinde artan nüfuzuyla ilgili endişelerini görmezden geliyor.

İsrail şuan Çin’in savunma teçhizatlarının ikinci en büyük tedarikçisi konumunda. Pekin de İsrail’in Asya’daki en büyük ticaret ortağı. İsrail ile Çin arasındaki karşılıklı ticaret hacmi yaklaşık 15 milyar dolar. Bu da, İsrail’in Hindistan ile ticaret hacminin üç katı. Çin, yıllar içinde ileri teknolojisiyle İsrail’i sık sık kendine mahkum etti. Bununla birlikte birçok Çinli şirket İsrail’e büyük miktarlarda yatırım yapmaya devam ediyor.