Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Zandan sonra gelen hayranlık | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Sadık en- Neyhum’u, Almanya’nın 19. yüzyıl sihirbazı Heinrich Heine’i okumadan uzun zaman önce okudum. Heine’nin eserlerini okuduktan sonra, Sadık’ı tekrar okudum. Libya’nın edebi sihirbazından biraz şüphe duydum. Heine ve Sadık’ı yeniden okuduğumda şüphelerim arttı: Acaba ondan mı etkilendi? Sadık’ın Almanya’da edebiyat eğitimi aldığını ve daha sonra öğretmenlik yaptığını biliyoruz. Heine’in Düsseldorf’daki yansımalarını Bingazi’deki ‘esrar pazarına’ aktardı mı? Benzer bir üslup.

İki ayrı dil ve tek üslup? Belki de bunu iki kişiye de hayranlık duyduğum için söylüyorum. 60’larda Sadık’ın üslubundan etkilendiğimi gizlemiyorum, hatta onu taklit etmeye çalıştım. Sonra anladım ki, Fransız atasözünün söylediği gibi; gerçek üslup kişinin kendisidir.

Sadece bir zandan ibaret de olabilir. Sadık, sadece muhteşem bir yazar değil Libyalıların söylediği gibi aynı zamanda iyi bir hatipti. Onunla yapılan röportajlarda, saatlerce Alman edebiyatçı filozoflar hakkında konuşurdu. Fakat hiçbir röportajında, Heine’den bahsetmemişti. Bu bir yönelim için yeterli bir kanıt değil. Heine’nin edebiyatının büyüsü, Sadık’ın büyüsüne benziyor. Unutulamayan fakat ezberlenemeyen tablolar. Sınırlı bir çerçevede gökyüzünün maviliğinde çizilen bulutlar gibi tutarlı renkleri vardır; beyaz, gri ve siyahımsı… Fakat her satırdaki bin hayal, sanki meçhul bir yolculuktaymışsınız gibi bir his verir. Her iki yazar da bir kalıba bağlanmak istemiyor; insanlar, mekanlar, fikirler ve bakışlar arasında tutkuyla yazmak istiyor. Bir diğer konu: her biri ayrı dillere ve farklı kültürlere sahip, farklı çağlarda ve ayrı kıtalarda yaşadılar. Fakat her ikisi de aynı sahnede tek ritim ve aynı güzellikte düet yapıyor gibi. Aynı avazla şarkı söylüyor ve aynı güzellikle.

Her ikisi de deniz büyüklüğündeki tarih, şiir ve edebiyat pınarından kovalarını dolduruyorlar. Biri kendi şairini ararken Irak’ta Abdulvehhab el-Beyati‘yle karşılaşır. Libya’yı daha da modernleştirmek için tarihin derinliklerine kazar. İlginç olan şu ki, işin nihayetinde ikisinde de Alman etkisinin ürünü diğer etkenlerden ağır basmakta. Heine ise, Alman edebiyatının yanısıra Almanları büyüleyen Fransız edebiyatının da etkisindedir.

Her yazar, çeşitli etkilerin ürünü değil midir? Ama üslup belirginleşince farkı ortaya koyar. İki edebiyat büyücüsünden duyduğum şüphe, aslında üsluplarının benzerliği ve üsluplarıyla öne çıkmalarıydı.