Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Zirveyi nasıl izlediler? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Hiçbir lider ya da yetkili, iki Dünya lideri olan Donald Trump ile Vladimir Putin’in Helsinki’deki zirvenin ardından gerçekleştirdiği basın toplantısını görmezden gelemez.

Zirvenin sonuçları, bu gezegenin tüm sakinlerini alakadar ediyor. Hem sonra bu sahne oldukça etkileyici. Kremlin Efendisi’nin bir pozu var ki sanırsınız eşsiz yeteneğiyle James Bond karşınızda!

Putin’i gören izleyicileri uzun sure coşturan popüler bir artist zanneder!

Beyaz Saray Efendisi’nin de çevresini kasıp kavuran bir pozu var ki gören de sanki hayatı kahramanlıkla geçmiş sanır!

Hasan Ruhani, tüm randevularını iptal etti ve zirveyi izlemeye koyuldu. Putin, İran ile olan nükleer anlaşmaya ilişkin tutumunu değiştirmeyerek bazı yönleri ile anlaşmayı övdü. Ancak buluşmadan duyduğu sevinç, ortadaydı. Nükleer silahsızlanmaya olan vurgu, Trump’ın DEAŞ’a yönelik savaşın sonuçlarından Tahran’ı faydalandırmamaya yönelik vurgusu kadar belirgindi.

Her iki lider de Suriye meselesine değindiğinde Ruhani’nin rahatı kaçtı. Doğru, Cenevre ve ‘siyasi geçiş’ bahisleri tamamen ortadan kayboldu ancak şu da çok açık ki Amerika, Rus Suriye’sini kabullendi; İran Suriye’sini değil. İki liderin herhangi bir çözümde İsrail’in güvenlik gereklerini dikkate almak üzere anlaşması açıkça İran milislerinin İsrail ile temas hattından uzağa çekilmesi anlamına geliyor.

Esed rejimin kalması ise zorunlu olarak Suriye topraklarında özellikle İran ve Türkiye gibi bölgesel rollerin hesabına gerçekleşecek.

Recep Tayyip Erdoğan da basın toplantısını ilgiyle izledi. Kendisini, sadece zirvenin gerçekleşmesinin bile bölgesel güçlere rolleri ve taleplerini alçakgönüllü bir şekilde gözden geçirmeleri gerektiğini hatırlatmaya yettiği duygusu sardı. Suriye krizinin eski ‘dostunun’ ayrılması ile sonuçlanmasını ümit ediyordu ancak rüzgâr o yönde esmiyor. Kürtlere darbe indirme noktasındaki ısrarı, onlara acı hatıralara rağmen rejim ile diyaloga girmekten başka seçenek bırakmıyor. Uzun süre ABD’nin kendisini bir defadan fazla yüz üstü bıraktığından şikâyetçi oldu. Bu kez de Rusya ‘gerilimi azaltma’ bölgelerinde kendisini hayal kırıklığına uğrattı.

Beşşar Esed de zirveyi, dikkatle takip edenlerden. Suriye, İran müdahaleleri ve İsrail’in güvenliği ile yerinden edilmişlere insani yardımın sağlanması zaviyesinden önüne kondu. Cenevre ve ‘siyasi geçiş’ sayfası dürüldü ancak rejim, çoğu zaman onu kaçınılmaz sondan kurtardıklarını hatırlatmaktan geri durmayan müttefiklerinin varlığını azaltmak isteyecektir. Bu hikâye tehlikelidir ve o kadar basit değil. Hızlı ilerlemesi de biraz zor.

Binyamin Netanyahu ise zirveyi rahat koltuğundan izledi. İsrail’in güvenliği açık ve tartışılmaz bir şart. Bu iki lider ona barış sürecini hatırlatmadı. Trump ile olan dostluğuna bir de Putin ile olan dostluğu eklendi. Rus Başkan, kendisine İran’ın askeri varlığını yola getirmek için Suriye üzerindeki Rus şemsiyesini aşma izni verdi. Güvenlikten kasıt, İranlıların temas noktalarından uzak tutulmasıdır. Yaşadığı deneyim ona Suriye rejiminin, tehlikenin ortadan kalktığını hissettiğinde topraklarında ortak kabul etmeyeceğini öğretti. İçinden, Şam’ın sonunda Rus dayanağını İran dayanağına yeğlediğini düşünüyor.

Bu iki liderin konuşması, Ürdün Kralı’nı şaşırtmadı. Basın toplantısını bunu bekleyen bir insan gibi izledi. Suriye’nin güneyine ilişkin görüşmeler ona, İsrail’in güvenliği garanti altında olduğu sürece Amerika’nın Suriye dosyasını Kremlin’e teslim ettiğini gösterdi. Suriye savaşının rüzgârı değişse de yanlış hesap yapmadığını hissetti. Yangın patlak verdiğinden bu yana Çar ile olan çizgiyi açık tutmayı hiç aklından çıkarmadı.

Olayların hâlihazırda aldığı yön, Mişel Avn için bir sorun oluşturmuyor. Gelişmeler, dostları ile düşmanlarını mantığını biraz zayıflatabilir. Kim bilir, belki de herkes, Lübnan devletinin çadırının birçok deliğine rağmen diğer çadırlardan çok daha fazla merhametli olduğunu keşfeder. Olayların gidişatı, Lübnanlı güçleri geçmiş yıllardaki büyük rollerden sonra alçakgönüllü çizgiye çekilmeye mecbur edebilir.

Bu işi Putin ve Trump’ın birlikte kotarmasıyla İsrail’in, Suriye’nin geleceğine ilişkin düzenlemelerdeki konumunu koruduğunu gören Mahmud Abbas’ın mutlu olduğuna inanmak biraz zor. İran’ın müdahaleleri ve İsrail’in güvenliği ile ilgilenen uluslararası gündem, kan kusan barış sürecine eğilmeye çok vakit ayırmadı. Aynı şey kedere boğulan Mesud Barzani için de söylenebilir. DEAŞ’ın ölüm ve yıkım taşıdığı görülünce savaşa çağırılan Kürtler, kanını feda etmede bir an tereddüt göstermedi. DEAŞ kuşatıldığında ise büyükler, Kürtleri terbiye etmek ve onları rüya öncesi günlerine geri döndürmek için harita korucularına meydan verdi.

İki başkan geldi, iki başkan gitti. Putin, başarılı bir görevin sonunda geri giden James Bond edasıyla sakin bir şekilde olay mahallinden ayrıldı. Trump ise bir fırtına gibi gitti. Çar’ın onayını Amerikan güvenlik kurumlarının onayına yeğledikten sonra onu Amerika’da şiddetli çatışmalar bekliyor.

Gazeteciler, tehlikeli yaratıklardır. Onlardan korkmayan Başkan ile hesaplarını kapatma mücadelesini Helsinki’de tamama erdirdiler. Basın mensupları, onun ülkesinde yeni bir ateşi tutuşturmakla zafere ulaşıncaya dek Trump’ı sorularla sıkıştırdı. Stalin’in tahtında oturana iltimas geçip Beyaz Saray Efendisi’ne taş yağdırdılar.

İki başkan ayrıldı ve Helsinki yine sıradan bir şehre döndü. Finlandiyalı şoför, basın toplantısının akışını takip etmedi. Ülkesi, tehdit altında değil; güvenlik ve istikrar dilenmesine şu an için lüzum yok. Kardeş saldırıları, tarihin bir parçası oldu. Zirveye, ‘güzel ülkemiz için iyi bir turistik reklam oldu, daha fazla gezgin ve yatırımcının gelişini teşvik etti’ nazarıyla bakıyor.

Finlandiyalı şoförü kıskandım doğrusu!